New York, 3 Kasım 2025 – Ünlü yazar Salman Rushdie’yi 2022 yılında bir konferans sırasında sahnede bıçaklayarak ağır yaralayan Hadi Matar, ABD federal mahkemesinde terörizm bağlantılı suçlamalarla yargılanmaya başlandı. Halihazırda eyalet mahkemesinde adam öldürmeye teşebbüsten 25 yıl hapis cezasına çarptırılan Matar, federal düzeyde yöneltilen “uluslararası terörizm eylemlerine destek” ve “kutsal kitaplara hakaret nedeniyle şiddeti teşvik” gibi suçlamaları reddetti. Suçlu bulunması halinde ömür boyu hapis cezası alabilecek olan sanığın davası, ifade özgürlüğü ile dini hassasiyetler arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme taşıdı.
Saldırının Arka Planı ve Sanığın Geçmişi
Hadi Matar, 12 Ağustos 2022’de New York’un Chautauqua kentinde düzenlenen bir edebiyat etkinliğinde, Sahne Sanatları Merkezi’nin sahnesine çıkarak Salman Rushdie’yi gözünden ve boynundan bıçaklamıştı. Rushdie, saldırı sonucu bir gözünü kaybetti ve uzun süreli fiziksel ve psikolojik tedavi gördü. Saldırganın, Rushdie’nin 1988’de yayımlanan “Şeytan Ayetleri” adlı romanı nedeniyle İran’ın eski dini lideri Humeyni tarafından verilen fetvadan esinlendiği belirtiliyor.
Matar, saldırıdan kısa süre sonra gözaltına alındı ve New York eyalet mahkemesinde ikinci derece adam öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanarak 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak federal yetkililer, saldırının terörizm boyutunu araştırmak için ayrı bir soruşturma başlattı. Federal iddianamede, Matar’ın yabancı terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve eylemini dinî bir görev olarak gördüğü ileri sürülüyor.
Davanın Küresel Boyutu ve Hukuki Tartışmalar
Federal dava, ABD’de ifade özgürlüğü ile dini inançlar arasındaki sınırları tekrar tartışmaya açtı. Rushdie’nin avukatları, yazarın hayatının tehdit altında olduğunu ve sanığın eyleminin terörizm tanımına uyduğunu savunuyor. Öte yandan, savunma avukatları, Matar’ın akıl sağlığının yerinde olmadığını ve eyleminin kişisel bir saikle gerçekleştirildiğini öne sürüyor.
Dava, ABD’de terörizm yasalarının kapsamını da sorgulatıyor. Uzmanlar, federal suçlamaların eyalet suçlamalarına eklenmesinin cezayı ağırlaştırmak amacı taşıdığını belirtiyor. Ayrıca, İran’ın bu davada resmen suçlanmamasına rağmen, Tahran yönetiminin Rushdie’ye yönelik fetvayı halen geçerli sayması, uluslararası boyutu gündeme getiriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, olayı “ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı” olarak nitelendiriyor ve benzer tehditlere karşı uyarıda bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Türkiye’de de ifade özgürlüğü ve dini hassasiyetler konusunda benzer tartışmaları akıllara getiriyor. Türkiye, Rushdie olayında olduğu gibi, dinî motifli şiddet eylemlerine karşı mücadelede uluslararası iş birliğini önemsiyor. Öte yandan, ABD’nin terörizm tanımının genişletilmesi, Türkiye’nin de terörle mücadelede benzer yaklaşımları benimsemesine yol açabilir. Türkiye’nin son yıllarda terör örgütleriyle mücadelesinde uluslararası hukuktan yararlanma çabaları, bu davanın sonucundan etkilenebilir. Ayrıca, ifade özgürlüğü sınırları konusunda Batı ile yaşanan fikir ayrılıkları, Türkiye’nin diplomatik pozisyonunu şekillendirebilir.