ABD'de bir jüri, 2022 yılında yazar Salman Rüşdi'yi sahnede bıçaklayarak ağır yaralayan Hadi Matar'ı, sınır ötesi terörizm eylemi de dahil olmak üzere kendisine yöneltilen tüm suçlamalardan suçlu buldu. New York'un batısındaki Chautauqua County'de görülen davada karar, uluslararası edebiyat dünyasında geniş yankı uyandırdı ve ifade özgürlüğü ile dini aşırıcılık konularını yeniden gündeme taşıdı.
Gelişmenin Arka Planı
12 Ağustos 2022'de, Salman Rüşdi'nin konferans vermek üzere bulunduğu Chautauqua Enstitüsü'nde sahneye fırlayan Hadi Matar, yazara bıçakla saldırmış, boynundan ve karnından yaralamıştı. Saldırı sonrasında Rüşdi, uzun bir tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşmuş, ancak görme yetisini bir gözünde kaybetmişti.
Mahkeme sürecinde savcılar, Matar'ın saldırıyı önceden planladığını ve eylemin, Lübnan Hizbullah'ı ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir terör örgütüne duyduğu sempati sonucu gerçekleştirdiğini öne sürdü. Savunma tarafı ise, Matar'ın bireysel ve ideolojik saiklerle hareket ettiğini, doğrudan bir örgütün emri altında olmadığını savunmaya çalıştı.
Jüri, yaklaşık 30 dakikalık bir müzakerenin ardından oybirliğiyle kararını açıkladı. Matar, sınır ötesi terörizm eylemi de dahil olmak üzere beş ayrı suçlamadan suçlu bulundu. Mahkeme, ceza duruşmasını daha sonraki bir tarihe bıraktı; savcılık, ömür boyu hapis cezası talep edeceğini açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Salman Rüşdi, 1988'de yayımlanan Şeytan Ayetleri adlı romanı nedeniyle İran'ın dini lideri Ayetullah Humeyni tarafından ölüm fetvasıyla hedef gösterilmişti. Bu fetva, yıllar boyunca yazarın İngiltere'de koruma altında yaşamasına ve eserlerinin bazı İslam ülkelerinde yasaklanmasına yol açmıştı. 2022'deki saldırı, fetvanın hâlâ aktif olduğunu ve yazarın güvenliğine yönelik tehdidin sürdüğünü göstermesi açısından sembolik bir anlam taşıyor.
Mahkeme kararı, Batı'da ifade özgürlüğü ilkelerinin korunması bakımından önemli bir emsal olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda, terörle mücadele kapsamında tek başına hareket eden 'yalnız kurt' saldırganların kovuşturulmasında uluslararası iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Hadi Matar'ın babasının Lübnan asıllı olması, olayın Orta Doğu'daki siyasi gerilimlerle bağlantılı yönünü de öne çıkarıyor.
Karar, dünya genelinde ifade özgürlüğüne yönelik tehditlerin devam ettiği bir dönemde, yazarların ve düşünce insanlarının korunması gerektiğine dair tartışmaları da yeniden canlandırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'de özellikle ifade özgürlüğü, din ve devlet ilişkileri konularında yaşanan tartışmalara dolaylı bir ışık tutuyor. Türkiye'nin de içinde bulunduğu coğrafyada, dini aşırıcılığın edebiyat ve düşünce hayatına yönelik tehditleri, benzer davaların gündeme gelmesine yol açabiliyor. Karar, uluslararası hukukta terör eylemlerinin sınır ötesi boyutunun yargılanmasında emsal teşkil edebilecek nitelikte olup, Türk yargı sisteminin de uluslararası terörle mücadele standartlarını gözden geçirmesi açısından bir farkındalık oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'deki yazarlara yönelik güvenlik endişeleri bağlamında, devletin ifade özgürlüğünü koruma sorumluluğu bir kez daha hatırlatılmaktadır.