ABD ekonomisinin güçlü momentumu, S&P 500 yatırımcıları için giderek bir lanet haline geliyor. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 3,1 büyüyen ABD ekonomisi, bir yanda şirket karlarına olumlu yansırken, diğer yanda enflasyonu yeniden canlandırabileceği ve Fed’in faiz indirimi planlarını rafa kaldırabileceği endişesi yaratıyor. Üst üste üç aydır artan TÜFE verileri, piyasalarda faiz indirimi beklentilerini neredeyse sıfırlamış durumda. Bu durum, borsa boğalarını zorlu bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor: Ekonomi ne çok soğuk ne de çok sıcak olmalı, tam ideal bir noktada seyretmeli.
Gelişmenin Arka Planı: Güçlü Büyüme, Sert Faiz Tehdidi
Geçtiğimiz hafta açıklanan Nisan ayı tarım dışı istihdam verisi, beklentilerin oldukça üzerinde gelerek piyasalarda dalgalanmaya yol açtı. 175 bin kişilik artış beklentisine karşılık gelen 253 bin kişilik istihdam artışı, ekonominin henüz yavaşlamadığını gösterdi. Bununla birlikte, ortalama saatlik kazançlar da yüzde 4,4 ile yüksek seyrini korudu. Bu veriler, Fed’in faizleri düşürmek için acele etmeyeceği yönündeki endişeleri pekiştirdi. Goldman Sachs ve JPMorgan gibi büyük yatırım bankaları, yıl sonuna kadar faiz indirimi beklemediklerini açıkladı. Faiz indirimi umudunu yitiren yatırımcılar, hisse senetlerinden çıkış yapmaya başladı. S&P 500, son bir ayda yüzde 2,5 değer kaybetti.
Bir diğer risk ise büyümenin yarattığı kazanç baskısı. Şirketler, artan maaş maliyetlerini fiyatlarına yansıtmak zorunda kalıyor. Bu da enflasyonu yukarı yönlü besliyor. Nitekim, son çeyrekte S&P 500 şirketlerinin ortalama kar marjı yüzde 11,8’e gerileyerek son iki yılın en düşük seviyesine indi. Özellikle perakende ve teknoloji sektörlerinde maliyet artışları hissediliyor. Walmart ve Target gibi zincirler, yılın ikinci yarısında indirim yapmakta zorlanacaklarını sinyalledi. Bu durum, tüketici harcamalarını yavaşlatabilir ve büyümeyi aşağı çekebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Fed’in Adımları Dünya Piyasalarını Etkiliyor
Fed’in faiz politikası yalnızca ABD’yi değil, gelişmekte olan ülkeleri de doğrudan etkiliyor. Yüksek ABD faizleri, doları güçlendirirken Türkiye, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerde sermaye çıkışına yol açıyor. Bu ülkelerin merkez bankaları, kendi paralarını korumak için faiz artırmak zorunda kalıyor. Ayrıca, küresel ticarette doların değer kazanması, emtia fiyatlarını aşağı çekiyor. Petrol, bakır ve buğday gibi kalemlerde düşüş yaşanması, enflasyonla mücadelede olumlu bir sinyal olsa da, ihracatçı ülkeler için gelir kaybı anlamına geliyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) de benzer bir ikilem yaşıyor: ABD kaynaklı enflasyon baskısı, ECB’nin faiz indirim planlarını geciktiriyor. Bu yılın başında faiz indirimine gideceği konuşulan ECB, şimdi Eylül ayına işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ekonomisindeki bu belirsizlik, Türkiye için de risk unsuru. Güçlü dolar, TL’nin reel olarak değer kaybetmesine neden olurken, yüksek ABD faizleri Türkiye’den sermaye çıkışını hızlandırabilir. TCMB’nin sıkı para politikasını sürdürmesi, bu ortamda daha da önem kazanıyor. Ayrıca, ABD’deki enflasyon kaynaklı talep daralması, Türk ihracatçılarının özellikle otomotiv ve tekstil sektörlerinde siparişlerini etkileyebilir. Ancak gelişmiş ülkelerin faiz indirimlerini ertelemesi, Türkiye’nin ihracat pazarlarında rekabet gücünü koruyabilir. Özetle, küresel faiz ortamı Türkiye’nin büyüme ve enflasyon dengesi üzerinde belirleyici olmaya devam edecek.