NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ABD Başkanı Donald Trump ile ittifakın 31 üyesi arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. İki liderin geçmişte işbirliği yapma konusunda olumlu bir geçmişi olsa da, Rutte’nin önünde dar bir koridor var: Trump’ın savunma harcamalarını artırma talepleri ile birçok Avrupa ülkesinin bütçe kısıtlamaları arasında sıkışan genel sekreter, ittifakın birliğini korumak için yoğun çaba harcıyor. Bu durum, özellikle Ukrayna’daki savaşın devam ettiği bir dönemde NATO’nun caydırıcılık kapasitesi açısından kritik önem taşıyor.
Arka plan ve gelişmeler
Mark Rutte, Temmuz 2024’te NATO Genel Sekreteri olarak Jens Stoltenberg’in yerini aldı. Hollanda eski başbakanı, Trump’ın ilk döneminde (2017-2021) ABD ile Avrupa arasında bir köprü görevi görmüştü. Trump’ın NATO müttefiklerini savunma harcamalarını artırmaya zorlaması ve Almanya gibi ülkelerle sert tartışmalar yaşamasına rağmen Rutte ile iyi bir ilişki kurmayı başarmıştı. Ancak Trump’ın ikinci döneme hazırlandığı şu günlerde, Rutte’nin bu ilişkiyi ittifakın yararına kullanması bekleniyor.
Trump, NATO ülkelerinin GSYİH’lerinin en az yüzde 2’sini savunmaya ayırmaları gerektiğini sık sık vurguluyor. Hatta bazı açıklamalarında bu oranı yüzde 3’e çıkarmayı hedeflediğini ima ediyor. Oysa 2024 itibarıyla 32 üyeden sadece 23’ü yüzde 2 hedefine ulaşabilmiş durumda. Türkiye ise yüzde 2’nin üzerinde harcama yapan ülkeler arasında yer alıyor. Avrupa’nın büyük ekonomileri Almanya ve Fransa hedefi tuttururken, İtalya ve İspanya gibi ülkeler hâlâ geride. Bu tablo, Trump’ın yeniden başkan seçilmesi halinde Avrupa ile ABD arasında yeni bir gerilim dalgası yaratabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
NATO’nun karşı karşıya olduğu bu mali tartışma, sadece bir bütçe meselesi değil, aynı zamanda ittifakın gelecekteki stratejik yönelimiyle de ilgili. Ukrayna savaşı, NATO’nun doğu kanadını güçlendirme ihtiyacını ortaya koyarken, bir yandan da Asya-Pasifik’te Çin’in yükselişi gibi küresel tehditler ABD’nin dikkatini başka bölgelere çekiyor. Trump’ın “Önce Amerika” politikası, Avrupa’nın kendi savunmasına daha fazla yatırım yapmasını zorunlu kılıyor. Bu bağlamda Rutte’nin görevi, hem ABD’nin taleplerini karşılamak hem de Avrupalı müttefiklerin ekonomik gerçeklerini göz önünde bulundurmak.
Öte yandan, Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığı NATO’nun caydırıcılık kapasitesini test ediyor. İttifak, doğu kanadında konuşlanma ve hızlı müdahale gücü gibi yeni savunma planlarını hayata geçirirken, bu planların finansmanı konusunda üyeler arasında görüş ayrılıkları bulunuyor. Doğu Avrupa ülkeleri daha fazla ABD askeri varlığı isterken, Batı Avrupa ülkeleri bütçe disiplininden ödün vermek istemiyor. Rutte’nin bu dengeyi sağlaması, ittifakın iç uyumu açısından hayati.
Türkiye Açısından Değerlendirme
NATO’daki bu tartışmalar, Türkiye’nin ittifak içindeki konumunu da yakından ilgilendiriyor. Türkiye, savunma harcamalarında yüzde 2 hedefini aşan ve NATO’nun güney kanadında kilit bir ülke olarak öne çıkıyor. Ancak ABD ile ilişkilerdeki S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılma gibi sorunlar, Ankara’nın Washington ile olan bağlarını zorluyor. Trump’ın yeniden başkan olması halinde, Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri ve Doğu Akdeniz’deki politikaları yeniden masaya yatırılabilir. Ayrıca, Türkiye’nin NATO içinde üstlendiği roller (örneğin, Afganistan’daki operasyonlar veya Karadeniz’deki varlığı) göz önüne alındığında, savunma harcamaları tartışmaları Ankara’nın elini güçlendirebilir. Bununla birlikte, ABD’nin Avrupa’dan askeri olarak kısmen çekilmesi durumunda Türkiye’nin stratejik önemi daha da artabilir.