Eski Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB kurumlarını, mevcut Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ı İsrail ile yaşanan diplomatik gerilimde yalnız bırakmakla suçladı. Borrell, Brüksel’de düzenlenen bir panelde yaptığı konuşmada, AB’nin Kallas’a yeterli desteği vermediğini ve bu durumun birliğin dış politikadaki güvenilirliğine zarar verdiğini savundu. İsrail ile AB arasındaki gerilim, Kallas’ın İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarına yönelik eleştirileri ve ardından İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın Kallas’ı “Yahudi karşıtı” olarak nitelendiren sert açıklamalarıyla tırmanmıştı. Borrell, bu tür kişisel saldırılar karşısında AB’nin net bir duruş sergilemesi gerektiğini ancak bunun yapılmadığını ifade etti.
Gelişmenin arka planı
Kaja Kallas, göreve geldiği Ocak 2025’ten bu yana İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını defalarca eleştirmiş, uluslararası insancıl hukukun ihlal edildiğini belirterek ateşkes çağrısında bulunmuştu. Bu tutum, İsrail yönetiminin sert tepkisine yol açtı. İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Mart ayında Kallas’ı “Yahudi karşıtı” olarak suçlayan bir açıklama yapmış ve AB’nin tarafsızlığını sorgulamıştı. Kallas ise bu suçlamaları reddederek, eleştirilerinin İsrail’in politikalarına yönelik olduğunu ve antisemitizmle ilgisi olmadığını vurguladı. Borrell, panelde bu tartışmaya atıfta bulunarak, “Kaja Kallas’ın İsrail tarafından hedef alındığı açık. AB olarak onu savunmalıydık, ancak ne yazık ki Brüksel’den gelen ses çok cılızdı. Bu, birliğin dış politikadaki sözlerinin ne kadar havada kaldığını gösteriyor.” dedi. Borrell’in bu eleştirisi, AB içinde dış politika konularındaki görüş ayrılıklarını da gün yüzüne çıkardı. Özellikle Macaristan ve Çekya gibi İsrail’e daha yakın duran üye ülkeler, Kallas’ın tutumunu “tek taraflı” olarak nitelendirirken, İsveç ve Danimarka gibi ülkeler ise Kallas’a destek verdi. Borrell, AB’nin bu tür krizlerde ortak bir tutum belirleyemediği sürece küresel bir aktör olarak itibarının zedeleneceği uyarısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
AB-İsrail gerginliği, sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki dengeleri de etkiliyor. AB, İsrail’in en büyük ticaret ortaklarından biri olmasına rağmen, son yıllarda İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikaları ve Gazze operasyonları nedeniyle eleştirilerini artırmıştı. Kallas’ın sert söylemi, bu gerilimi daha da derinleştirdi. İsrail Dışişleri Bakanı Katz’ın kişisel saldırıları, AB’nin içinde bir dayanışma duygusu yaratmak yerine, üye ülkeler arasındaki bölünmeleri daha da belirgin hale getirdi. Borrell’in açıklamaları, bu bölünmelerin bir itirafı niteliğinde. Öte yandan, Filistin yönetimi ve Arap Birliği, Kallas’ın duruşunu memnuniyetle karşılarken, AB’nin daha aktif bir rol oynamasını bekliyor. AB’nin bu krizden nasıl çıkacağı, sadece Kallas’ın kişisel geleceğini değil, aynı zamanda birliğin Orta Doğu barış sürecindeki rolünü de belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Borrell’in Kallas’a yönelik desteği, AB’nin İsrail politikalarındaki iç çelişkileri gözler önüne seriyor. Türkiye, uzun süredir İsrail’in Filistin politikalarını eleştiren bir ülke olarak, AB’nin bu konuda daha net bir duruş sergilemesini bekliyor. Ancak AB’nin içindeki bölünmeler, Türkiye’nin ve diğer bölgesel aktörlerin AB’yi “çifte standartlı” olarak algılamasına yol açabilir. Bu durum, Türkiye’nin AB’ye yönelik güvenini de etkileyerek, Ankara’nın Orta Doğu’da kendi bağımsız dış politikasını izleme kararlılığını pekiştirebilir. Ayrıca, AB’nin İsrail konusundaki zayıf duruşu, Türkiye’nin Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle daha yakın iş birliği yapmasına zemin hazırlayabilir.