Rusya'nın Ukrayna topraklarındaki işgal yönetimleri, ele geçirdikleri bölgeleri Ukrayna'dan kalıcı olarak koparmak için kapsamlı bir devlet inşası süreci yürütüyor. Bu süreç, yalnızca askeri işgalden ibaret değil; idari, ekonomik, hukuki ve demografik alanlarda Ukrayna ile bağları koparmayı amaçlayan çok katmanlı bir stratejiyi içeriyor. Rusya, işgal ettiği topraklarda kendi yasalarını, para birimini, eğitim sistemini ve yönetim yapılarını dayatarak bölgeyi fiilen kendi toprağı haline getirmeye çalışıyor.
İşgalin Arka Planı: Derinleşen Ruslaştırma
Rusya'nın Ukrayna'daki işgal politikası, 2014'te Kırım'ın ilhakı ve Donbas'ta başlayan ayrılıkçı hareketlerle başladı. Ancak Şubat 2022'de başlayan geniş çaplı işgal, bu süreci yeni bir boyuta taşıdı. Rusya, işgal ettiği Herson, Zaporijya, Donetsk ve Luhansk bölgelerinde sözde referandumlar düzenleyerek bu toprakları ilhak ettiğini ilan etti. Uluslararası toplum bu adımları tanımadı, ancak Rusya fiili durumu pekiştirmek için adımlarını sürdürüyor.
İşgal yönetimleri, bölgede yaşayan Ukraynalıları pasaport almaya zorluyor, Rus vatandaşlığına geçmeyenlere temel hizmetlerden yararlanma hakkı tanımıyor. Okullarda Ukraynaca eğitim yasaklanmış, Rusça müfredat zorunlu hale getirilmiş durumda. Yerel yönetimler Rusya'nın idari yapısına entegre edilmiş, mahkemeler Rus yasalarına göre çalışıyor. Ekonomik olarak ise Rus rublesi kullanılmaya başlanmış, Ukrayna para birimi dolaşımdan çıkarılmış, bankacılık sistemi Rus sistemine bağlanmış durumda.
Bu politikaların amacı, bölgeyi Ukrayna'dan koparıp Rusya'ya bağlamak ve olası bir müzakere sürecinde Ukrayna'nın bu toprakları geri almasını imkânsız kılmak. Rusya, "oldu bitti" yaratarak uluslararası toplumu ve Ukrayna'yı bu yeni gerçekliği kabul etmeye zorlamayı hedefliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Hukukun İhlali
Rusya'nın bu politikası, uluslararası hukukun temel ilkelerini açıkça ihlal ediyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Rusya'nın ilhak girişimlerini kınayan kararlar aldı. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın veto hakkı, etkili bir yaptırım mekanizmasını devre dışı bırakıyor. ABD ve Avrupa Birliği, Rusya'ya karşı sert yaptırımlar uygulasa da bu yaptırımlar Rusya'nın işgal altındaki bölgelerdeki fiili kontrolünü henüz geri döndüremedi.
İşgal altındaki bölgelerde yaşayan Ukraynalılar için durum giderek zorlaşıyor. Rus makamları, direniş gösterenleri gözaltına alıyor, işkence iddiaları uluslararası raporlara yansıyor. Yüz binlerce Ukraynalı, zorla Rusya'ya göç ettirildi veya işgal altındaki bölgelerden kaçmak zorunda kaldı. Bu durum, bölgedeki demografik yapıyı Rusya lehine değiştirmeyi amaçlayan bilinçli bir politikanın parçası olarak değerlendiriliyor.
Rusya'nın bu stratejisi, yalnızca Ukrayna için değil, Avrupa güvenlik mimarisi için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. Uluslararası sınırların kuvvet kullanılarak değiştirilebileceği algısı, diğer bölgelerde de benzer girişimlere cesaret verebilir. Bu nedenle Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün korunması, sadece Ukrayna'nın değil, tüm Avrupa'nın güvenliği açısından kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya'nın Ukrayna topraklarında yürüttüğü gizli devlet inşası, Türkiye'nin Karadeniz ve Doğu Avrupa politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini destekleyen tutumunu sürdürüyor; Kırım'ın ilhakını tanımıyor. İşgal altındaki bölgelerde yaşayan Kırım Tatarları da bu politikadan olumsuz etkileniyor. Karadeniz'de Rusya'nın artan askeri varlığı, Türkiye için güvenlik riski oluşturuyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde dengeli bir politika izleyen Türkiye, hem Ukrayna ile stratejik ortaklığını korumak hem de Rusya ile ilişkilerini yönetmek zorunda. Uzun vadede işgal altındaki bölgelerin Rusya'ya entegrasyonu, bölgesel istikrarı daha da bozabilir ve Türkiye'nin enerji ve ticaret yollarını etkileyebilir.