Avrupa, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşta giderek daha cüretkar ve kinetik hale gelen operasyonlarına karşı savunma ve caydırıcılık stratejilerini yeniden şekillendirirken, Washington'un bu yeni güvenlik ortamına uyum sağlamakta geciktiği belirtiliyor. Son dönemde Moskova'nın sadece hibrit taktiklerle sınırlı kalmayıp doğrudan askeri eylemleri de içeren bir yaklaşım benimsediği gözlemleniyor. Bu durum, ABD'nin Avrupa güvenliğine yönelik yaklaşımını gözden geçirmesi gerektiği yönünde çağrıları beraberinde getiriyor.
Gelişmenin arka planı
Rusya'nın 2022'de Ukrayna'ya yönelik başlattığı geniş çaplı işgal, Batı'nın hibrit savaş olarak adlandırdığı dezenformasyon, siber saldırılar ve gizli operasyonlar gibi yöntemlerin ötesine geçen bir askeri mücadeleye dönüştü. Avrupa ülkeleri, özellikle Polonya ve Baltık devletleri, Rusya'nın sınır bölgelerinde artan askeri varlığı ve provokasyonları karşısında savunma harcamalarını artırdı. NATO, doğu kanadını güçlendirmek için çok uluslu taburlar konuşlandırdı ve yeni savunma planları devreye aldı. Avrupa Birliği ise Rusya'ya yönelik yaptırımları sıklaştırırken, enerji bağımsızlığını hızlandırma kararı aldı.
Buna karşılık ABD yönetimi, özellikle iç siyasi dinamikler ve kaynakların Asya-Pasifik bölgesine kaydırılması nedeniyle Avrupa'daki angajmanını sürdürmede zorlanıyor. Washington'un Ukrayna'ya askeri yardım paketleri zaman zaman Kongre'de tıkanıyor ve Avrupa müttefiklerine yönelik güvenlik taahhütleri sorgulanır hale geliyor. Uzmanlar, ABD'nin Rusya'nın evrilen taktiklerine karşı ortak bir strateji geliştirmede yavaş kaldığını ve Avrupa'nın kendi başına daha fazla sorumluluk almak zorunda kaldığını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Rusya'nın kinetik operasyonlarına yönelik algı değişikliği, NATO'nun yeni tehdit değerlendirmesine de yansıdı. İttifak, 2023 Vilnius Zirvesi'nde savunma harcamalarının GSYİH'nin yüzde 2'sine çıkarılması hedefini teyit etti ve doğu kanadında kalıcı askeri varlığını artırma kararı aldı. Avrupa ülkeleri, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşında kullandığı taktiklerin gelecekte kendilerine karşı da kullanılabileceği endişesiyle istihbarat paylaşımını güçlendiriyor ve sivillerin direnç kapasitesini artırmaya yönelik programlara yatırım yapıyor.
ABD'nin tutumu ise transatlantik ilişkilerde gerilim yaratıyor. Avrupalı müttefikler, Washington'dan daha fazla liderlik ve somut destek beklerken, ABD'nin önceliklerini Asya'ya kaydırması ve iç politikadaki bölünmeler, ortak güvenlik mimarisinin geleceğine dair soru işaretleri oluşturuyor. Analistler, Rusya'nın hibrit savaştan kinetik savaşa geçişinin, Batı'nın caydırıcılık stratejilerini yeniden düşünmesini zorunlu kıldığını belirtiyor. Özellikle enerji güvenliği, siber savunma ve dezenformasyonla mücadele alanlarında işbirliğinin artırılması gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO'nun güneydoğu kanadında yer alan ve Rusya ile hem rekabet hem de işbirliği ilişkisi yürüten bir ülke olarak bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Avrupa'nın savunma kapasitesini artırması ve ABD'nin tutumundaki belirsizlik, Türkiye'nin güvenlik politikalarında denge arayışını sürdürmesini gerektiriyor. Karadeniz'de artan Rus askeri varlığı ve Ukrayna savaşının uzaması, Türkiye'nin bölgesel istikrar için diplomatik çabalarını yoğunlaştırmasını zorunlu kılıyor. Ayrıca, Avrupa'nın savunma harcamalarını artırması, Türk savunma sanayii için işbirliği fırsatları yaratabilir. Ancak ABD ile yaşanan anlaşmazlıklar (F-35 krizi, YPG meselesi) ve Rusya ile yakın ilişkiler, Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki konumunu karmaşıklaştırıyor. Türkiye, hem NATO içindeki yükümlülüklerini yerine getirirken hem de Rusya ile diyaloğunu sürdürerek bölgesel dengeyi korumaya çalışacaktır.