ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Latin Amerika'da sağcı liderlerin art arda seçim zaferleri kazanmasının ardından Ekvador, Kolombiya ve Peru'yu kapsayan bir ziyaret turuna çıkıyor. Ziyaretin temel amacı, bölgede artan Rusya ve Çin etkisine karşı Washington'un nüfuzunu pekiştirmek ve uyuşturucu kartellerine yönelik askeri odaklı stratejiyi bölge hükümetleriyle koordine etmek. Rubio'nun temasları, ABD'nin "Amerika Kıtası için Yeni İttifak" girişimi çerçevesinde şekilleniyor.
Bölgesel sağ dalga ve Washington'un hesabı
Latin Amerika son iki yılda siyasi yelpazenin sağına doğru belirgin bir kayış yaşadı. Ekim 2023'te Ekvador'da Daniel Noboa, Kasım 2023'te Arjantin'de Javier Milei ve son olarak Peru'da Dina Boluarte hükümeti, sol popülist dalgayı tersine çevirmeyi vaat eden isimler olarak öne çıktı. Kolombiya'da ise Gustavo Petro'nun başkanlığı devam etse de, Kongre'de sağ partilerin ağırlığı artmış durumda. Bu tablo, ABD yönetiminin bölgede "demokratik istikrar" adı altında sağcı hükümetlerle güvenlik ve ticaret anlaşmalarını hızlandırmasına olanak tanıyor.
Rubio'nun ziyaret programında öne çıkan başlıklar arasında ortak askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede yeni bir çerçeve anlaşması yer alıyor. ABD, özellikle Ekvador'un liman kentlerinden Avrupa'ya uzanan kokain rotalarını hedef alacak bir "deniz ve hava güvenlik koridoru" oluşturmayı planlıyor. Kolombiya ile 2016 barış anlaşması sonrası dağılan FARC kalıntılarına karşı ortak operasyonlar, Peru ile ise madencilik bölgelerindeki yasa dışı altın madenciliği ağlarının finansmanının kesilmesi görüşülecek.
Askeri yaklaşım ve insan hakları endişeleri
Washington'un kartellere yönelik "militarist" yaklaşımı, bölgede insan hakları örgütlerinin tepkisini çekiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), geçmişte Meksika ve Kolombiya'da uygulanan benzer stratejilerin sivil kayıpları artırdığını ve yargısız infazlara zemin hazırladığını belirtiyor. Rubio'nun ziyareti sırasında Ekvador'un başkenti Quito ve Kolombiya'nın Bogota kentinde protestolar düzenlenmesi bekleniyor. Ancak ABD'li yetkililer, "önceliğimiz Amerikan halkını zehirleyen kartelleri çökertmek" diyerek eleştirileri reddediyor.
Ziyaretin bir diğer ayağı da ekonomik işbirliği. ABD, Ekvador ile bir serbest ticaret anlaşması müzakerelerini hızlandırmak, Kolombiya ile mevcut anlaşmayı güncellemek ve Peru ile kritik mineral tedarik zincirinde (bakır, lityum) işbirliğini derinleştirmek istiyor. Çin'in bölgedeki altyapı yatırımları ve Rusya'nın askeri satışları, Washington'ın bu hamlelerini acil hale getiriyor. Rubio'nun temaslarında ayrıca Venezüella'daki Maduro rejimine yönelik yaptırımların sıkılaştırılması ve göç dalgasının kontrol altına alınması için ortak mekanizmalar kurulması ele alınacak.
Küresel ve bölgesel yansımalar
Latin Amerika'daki sağ dönüşüm, küresel güç dengeleri açısından kritik bir eşikte. Brezilya'da Lula'nın başkanlığı sürerken, Arjantin ve Ekvador gibi ülkelerde sağın yükselişi, bölgesel entegrasyon örgütleri Mercosur ve UNASUR'u işlevsizleştiriyor. ABD, bu boşlukta ikili anlaşmalarla nüfuz alanını genişletmeyi hedefliyor. Öte yandan, Rusya'nın Nikaragua ve Venezüella'daki askeri varlığı, Çin'in ise liman ve enerji projeleriyle bölgeye yerleşmesi, Washington'ı rahatsız ediyor. Rubio'nun turu, aynı zamanda Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'ne alternatif bir "Amerika Kıtası Altyapı Fonu" oluşturma çabasının bir parçası olarak okunuyor.
Ziyaretin zamanlaması, ABD iç siyasetiyle de bağlantılı. Başkan seçilen Donald Trump'ın göreve başlamasına kısa süre kala, Rubio'nun Latin Amerika hamlesi, yeni yönetimin "göçü kaynağında durdurma" politikasının ön saflarında yer alacağını gösteriyor. Nitekim Trump, seçim kampanyasında Meksika'daki kartellere yönelik askeri müdahale seçeneğini açıkça dile getirmişti. Rubio'nun Ekvador, Kolombiya ve Peru ziyareti, bu söylemin somut adımlara dönüşeceği sinyalini veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rubio'nun Latin Amerika turu, doğrudan Türkiye'yi hedeflemese de küresel güç dengeleri üzerinden dolaylı etkiler taşıyor. ABD'nin bölgede kartellere yönelik askeri yaklaşımı, Türkiye'nin de mücadele ettiği uyuşturucu kaçakçılığı ağlarının finansmanında rol oynayan aktörleri zayıflatabilir. Öte yandan, Washington'ın Latin Amerika'da Çin'e karşı başlattığı altyapı rekabeti, Türkiye'nin Asya-Avrupa koridorundaki konumunu yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Ayrıca, bölgede artan sağcı hükümetler, Türkiye'nin savunma sanayii ihracatı için yeni pazarlar sunabilir. Ancak ABD'nin bölgede sert güç kullanımını meşrulaştırması, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından Türkiye'nin çok taraflı platformlardaki tutumunu da etkileyecek bir emsal oluşturuyor.