ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında Başkan Donald Trump ile birlikte Irak Başbakanı ile görüşmesinin ardından Irak'ın 'Balkanlaşma' riski taşıdığı uyarısında bulundu. Rubio'nun bu açıklaması, Irak'ın istikrarına yönelik endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Peki 'Balkanlaşma' tam olarak ne anlama geliyor ve Irak için gerçek bir tehdit mi?
Gelişmenin Arka Planı
Rubio'nun uyarısı, Irak'ın çok etnikli ve mezhepli yapısının ülkeyi parçalanmaya sürükleyebileceği yönündeki kaygıları yansıtıyor. 'Balkanlaşma' terimi, Yugoslavya'nın dağılmasına atıfla, bir ülkenin etnik veya dini gruplar arasındaki çatışmalar nedeniyle parçalanması ve istikrarsızlaşması anlamına geliyor. Irak, 2003'teki ABD işgalinden bu yana Şii, Sünni ve Kürt gruplar arasında derin siyasi ve toplumsal bölünmeler yaşıyor. IŞİD'in 2014'te toprakların büyük bölümünü ele geçirmesiyle zirveye çıkan mezhepsel çatışmalar, bugün tamamen sona ermiş değil. Ülkedeki İran yanlısı milislerin gücü, Bağdat hükümetinin zayıflığı ve Kürt bölgesel yönetiminin bağımsızlık talepleri, parçalanma endişelerini canlı tutuyor.
ABD yönetimi, Irak'taki İran etkisini dengelemeye çalışırken, aynı zamanda ülkenin toprak bütünlüğünü korumayı hedefliyor. Trump yönetiminin 'maksimum baskı' politikası İran'a yönelik olsa da, Irak bu politikadan olumsuz etkileniyor. Rubio'nun açıklaması, Irak hükümetine yönelik bir uyarı olarak okunabilir: İran yanlısı grupların güçlenmesi, ülkeyi daha da istikrarsızlaştırabilir. Ayrıca Irak'ın ekonomik sıkıntıları, yolsuzluk ve işsizlik gibi sorunlar da mezhepsel gerilimleri körüklüyor.
Öte yandan, Irak'ın 'Balkanlaşma' riski, sadece iç dinamiklerle sınırlı değil. Bölgesel aktörler olan Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve ABD'nin Irak üzerindeki nüfuz mücadelesi, ülkeyi bir vekalet savaşı alanına çevirebilir. Kürt bölgesel yönetiminin bağımsızlık referandumu (2017) sonrası yaşananlar, merkezi hükümetle Erbil arasındaki gerilimin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Irak'ın kuzeyinde PKK'nın varlığı ve Türkiye'nin sınır ötesi operasyonları da denklemi karmaşıklaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Irak'ın istikrarı, Orta Doğu'nun genel güvenlik mimarisi için kritik. Ülkenin parçalanması, bölgede yeni bir mülteci krizi, mezhepsel çatışmaların yayılması ve terör örgütlerinin yeniden güç kazanması riskini doğurur. IŞİD'in yeniden canlanma ihtimali, sadece Irak için değil, Suriye ve Lübnan gibi komşuları için de tehdit oluşturuyor. Ayrıca Irak, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri; istikrarsızlık, küresel enerji fiyatlarını dalgalandırabilir.
ABD'nin Irak'tan asker çekme planları, ülkedeki güç boşluğunu artırabilir. İran, Irak'taki Şii milisler aracılığıyla nüfuzunu genişletirken, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri Sünni toplulukları destekleyerek dengeyi sağlamaya çalışıyor. Türkiye ise Irak'ın kuzeyinde PKK'ya karşı operasyonlar düzenliyor ve Türkmenlerin haklarını savunuyor. Bu çok aktörlü yapı, Irak'ın 'Balkanlaşma' riskini artıran en önemli dış faktör.
Rubio'nun uyarısı, aynı zamanda Trump yönetiminin Orta Doğu politikasında Irak'a verdiği önemi gösteriyor. Ancak ABD'nin Irak'ta ne kadar etkili olabileceği tartışmalı. Ülkede 2003'ten bu yana harcanan trilyonlarca dolar ve kaybedilen binlerce askere rağmen istikrar sağlanamadı. Irak halkının büyük bölümü, ABD'yi ülkedeki kaosun sorumlusu olarak görüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Irak'ın istikrarı, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi için hayati önem taşıyor. Irak'ın parçalanması veya iç savaşa sürüklenmesi, Türkiye'ye yönelik yeni bir mülteci dalgası, PKK'nın kuzey Irak'taki varlığını güçlendirmesi ve sınır güvenliği sorunlarını beraberinde getirir. Ayrıca Türkiye'nin Irak ile olan ticaret hacmi yıllık 20 milyar doları aşıyor; istikrarsızlık bu ticareti olumsuz etkiler. Türkiye, Irak'ın toprak bütünlüğünü destekliyor ve merkezi hükümetle ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak İran yanlısı milislerin güçlenmesi, Türkiye'nin Irak'taki nüfuzunu azaltabilir. Bu nedenle Rubio'nun uyarısı, Türkiye için de bir alarm zili niteliğinde.