ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yeni bir politika ile 'ekonomik sabotaj' destekçisi olarak nitelendirdiği kişilerin ABD'ye girişini yasaklamaya hazırlanıyor. Bu kapsamda, İsrail'e yönelik boykot, yatırım çekme ve yaptırım (BDS) hareketini destekleyen aktivistlerin hedef alınabileceği belirtiliyor. The Intercept'in haberine göre, Dışişleri Bakanlığı'nın 'aşırı sol terörizm' başlıklı yeni politikası, BDS aktivistlerine yönelik kapsamlı bir baskıyı tetikleyebilir. Bu gelişme, ABD'nin göçmenlik ve vize politikalarında ideolojik bir ayrımcılık yaratacağı gerekçesiyle eleştiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yeni politikası, 'terörizm' tanımını genişleterek 'ekonomik sabotaj' faaliyetlerini de kapsama almayı öngörüyor. Bu tanım, BDS hareketinin İsrail ekonomisine yönelik boykot çağrılarını da içerecek şekilde yorumlanıyor. Bakanlık, bu tür faaliyetlerin ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğunu savunuyor. Ancak eleştirmenler, bu politikanın ifade özgürlüğünü kısıtladığını ve siyasi görüşleri nedeniyle kişilerin ABD'ye girişinin engellenmesinin demokratik değerlere aykırı olduğunu ifade ediyor.
Rubio, daha önce de BDS hareketine karşı sert açıklamalar yapmış; bu hareketin anti-Semitik olduğunu ve İsrail'in hayatta kalma mücadelesini baltaladığını iddia etmişti. Yeni politika, bu söylemin kurumsal bir zemine oturtulması olarak değerlendiriliyor. Ancak BDS hareketinin küresel çapta destekçileri bulunuyor ve özellikle Avrupa'da İsrail'in Filistin topraklarındaki işgaline karşı barışçıl bir mücadele aracı olarak görülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, ABD'nin Orta Doğu politikalarındaki çizgisini daha da netleştiriyor. Biden yönetimi, İsrail'in güvenliğini önceliklendiren bir yaklaşım sergilerken, BDS hareketine yönelik bu yasak, Filistin davasını destekleyen grupların ABD'deki faaliyetlerini de zora sokabilir. Ayrıca, bu politika, ABD'nin müttefiki olan ve BDS'yi yasaklayan İsrail ile uyumlu bir tutum sergiliyor. Ancak uluslararası toplumda BDS'yi meşru bir sivil toplum hareketi olarak görenlerin sayısı artıyor ve bu tür kısıtlamalar, ABD'nin itibarına zarar verebilir.
Avrupa Birliği ülkelerinde ve Birleşmiş Milletler'de BDS'ye destek verenler, Rubio'nun bu girişimini 'otoriter bir uygulama' olarak nitelendiriyor. Öte yandan, ABD'deki bazı eyaletler BDS'yi yasaklayan yasalar çıkarmıştı; federal düzeyde bu politika, yaptırımların etkisini daha da artırabilir. Bu durum, ABD'nin göçmenlik politikalarının siyasallaştırıldığı eleştirilerini güçlendiriyor. Ayrıca, 'ekonomik sabotaj' kavramının muğlaklığı, ticari boykotun ötesinde farklı aktivist grupların da hedef alınmasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle biliniyor ve BDS hareketini meşru bir mücadele aracı olarak görüyor. Bu nedenle, ABD'nin BDS destekçilerine yönelik bu yasağı, Türkiye'nin Filistin politikasıyla doğrudan çelişiyor. Türk yetkililer, daha önce de İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını kınayarak BDS'ye destek sinyali vermişti. Bu gelişme, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir gerilim unsuru olabilir. Ayrıca, ABD'de yaşayan Türk vatandaşlarının ve Türk kökenli aktivistlerin bu politikadan etkilenme riski bulunuyor. Türkiye'nin, insan hakları ve ifade özgürlüğü ilkeleri doğrultusunda bu tür kısıtlamalara karşı çıkması ve uluslararası platformlarda BDS'ye destek vermesi beklenir.