ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington'ın Suudi Arabistan'a yönelik savunma taahhütlerini yerine getirmeye devam edeceğini bildirdi. Rubio'nun açıklaması, İran'ın bölgedeki artan etkisi ve Yemen'deki Husilerin Suudi topraklarına yönelik saldırıları sonrasında geldi. Açıklama, ABD-Suudi ilişkilerinin güvenlik boyutunun altını çizerken, Riyad'ın son dönemde Çin ve Rusya ile geliştirdiği ilişkilerin Washington'da yarattığı rahatsızlığa rağmen askeri işbirliğinin sürdüğünü gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkileri, 1945'te Kral Abdülaziz ile Başkan Franklin D. Roosevelt arasında yapılan ve "petrol karşılığı güvenlik" olarak bilinen anlaşmaya dayanıyor. Bu çerçevede ABD, Suudi Arabistan'ın güvenliğini garanti ederken, Suudi Arabistan da petrol arzını istikrarlı tutmayı taahhüt etmişti. Ancak son yıllarda bu ilişki çeşitli sınavlardan geçti: 2019'da Suudi Aramco tesislerine yapılan saldırıda ABD'nin yeterli yanıt vermediği eleştirisi, 2021'de Biden yönetiminin Yemen savaşına desteği kesmesi ve 2022'de OPEC+'nın petrol üretimini azaltma kararı sonrası yaşanan gerilim, ilişkileri sarstı.
Rubio'nun son açıklaması, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile ilişkileri yeniden güçlendirme çabasının bir parçası olarak görülüyor. Trump döneminde Suudi Arabistan'a yapılan silah satışları ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile kurulan yakın ilişki, Biden döneminde yerini mesafeli bir duruşa bırakmıştı. Ancak 2023'te Çin'ın arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında varılan normalleşme anlaşması, ABD'nin bölgedeki etkisinin azaldığı yorumlarına yol açtı. Rubio'nun açıklaması, bu algıyı tersine çevirmeye yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Savunma taahhütleri kapsamında ABD'nin Suudi Arabistan'a sağladığı destekler arasında hava savunma sistemleri (Patriot ve THAAD), istihbarat paylaşımı, askeri eğitim ve danışmanlık, ayrıca Kızıldeniz ve Basra Körfezi'nde donanma varlığı yer alıyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suudi Arabistan'daki askeri üsleri kullanarak bölgesel operasyonlarını sürdürüyor. Ancak Suudi Arabistan, son yıllarda savunma sanayisini çeşitlendirmek için Çin'den balistik füze ve insansız hava aracı alımları yapmış, bu da ABD'nin tepkisini çekmişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Rubio'nun açıklaması, İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı konusunda artan endişelerin gölgesinde geldi. İran, son aylarda uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmış ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğini kısıtlamış durumda. ABD, İran'ı çevrelemek için Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Katar gibi Körfez ülkeleriyle güvenlik işbirliğini güçlendirmeye çalışıyor. Ayrıca Yemen'deki Husiler, Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine yönelik insansız hava aracı ve balistik füze saldırılarını sürdürüyor; ABD donanması, Kızıldeniz'de Husilere ait hedefleri vurarak bu saldırıları engellemeye çalışıyor.
Öte yandan, Suudi Arabistan'ın BRICS'e katılma başvurusu ve Çin ile artan enerji işbirliği, ABD'nin bölgedeki müttefiklik ilişkilerini sorgulamasına neden oluyor. Çin, Suudi Arabistan'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve son yıllarda iki ülke arasında yuan ile petrol ticareti yapılması gündemde. Bu gelişmeler, ABD'nin "petrol karşılığı güvenlik" formülünün zayıfladığı yorumlarına yol açıyor. Rubio'nun açıklaması, ABD'nin Suudi Arabistan'ı kaybetmemek için savunma kartını oynamaya devam edeceğini gösteriyor.
Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, Suudi Arabistan'ın petrol üretim kararlarını daha da önemli hale getirdi. ABD, Suudi Arabistan'dan üretimi artırarak petrol fiyatlarını düşürmesini bekliyor ancak Riyad, kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Bu durum, savunma taahhütlerinin ekonomik beklentilerle ne kadar uyumlu olduğu sorusunu akıllara getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Suudi Arabistan'a savunma taahhütlerini yinelemesi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik dengeleri açısından dikkatle izlemesi gereken bir gelişme. Türkiye, Suudi Arabistan ile son dönemde ilişkilerini normalleştirme sürecinde; savunma sanayii işbirliği ve karşılıklı ziyaretler artıyor. ABD'nin bölgede askeri varlığını güçlendirmesi, Türkiye'nin kendi savunma ihtiyaçları ve F-35 krizinde olduğu gibi Batı ile yaşadığı sorunlar bağlamında stratejik bir denge unsuru olabilir. Ayrıca, Yemen ve İran kaynaklı istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları için risk oluşturuyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile savunma işbirliğini derinleştirerek hem ekonomik hem de güvenlik çıkarlarını koruyabilir.