Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) Hükümet Sözcüsü ve İletişim Bakanı Patrick Muyaya, FRANCE 24'e verdiği röportajda Ruanda'nın 2025 yılında ABD arabuluculuğunda imzalanan barış anlaşmasını uygulama konusunda "siyasi iradeye" sahip olmadığını iddia etti. Muyaya, Kigali yönetiminin anlaşmanın gereklerini yerine getirmekte isteksiz davrandığını ve bu durumun bölgesel istikrarı tehdit ettiğini vurguladı. Bakan, uluslararası toplumu Ruanda üzerinde daha güçlü bir baskı oluşturmaya çağırarak, aksi takdirde ateşkesin kalıcı olamayacağını ifade etti.
Gelişmenin arka planı
KDC ile Ruanda arasındaki gerilim, uzun süredir devam eden M23 isyancı grubu ve doğal kaynaklar üzerindeki anlaşmazlıklardan kaynaklanıyor. KDC, Ruanda'yı M23 isyancılarını desteklemekle suçlarken, Ruanda bu iddiaları reddediyor. ABD'nin arabuluculuğunda 2025'te imzalanan barış anlaşması, her iki ülkenin de egemenliğine saygı gösterilmesini, sınır güvenliğinin artırılmasını ve bölgedeki silahlı grupların etkisiz hale getirilmesini öngörüyordu. Ancak Muyaya, Ruanda'nın anlaşmanın uygulanmasına yönelik somut adımlar atmadığını, aksine gerilimi tırmandıran eylemlerde bulunduğunu belirtti. Özellikle sınıra yakın bölgelerdeki askeri yığınak ve istihbarat faaliyetlerinin endişe verici olduğunu söyledi.
KDC Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, Ruanda'nın anlaşma hükümlerini ihlal ettiğini ve bölgesel barış girişimlerini baltaladığını savundu. Bakanlık, anlaşmanın izleme mekanizmasının etkisiz kaldığını ve taraflar arasındaki güven eksikliğinin derinleştiğini belirtti. Bu arada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin konuyla ilgili bir duruşma yapmayı planladığı öğrenildi. KDC, uluslararası toplumun daha somut adımlar atmasını, özellikle Ruanda'ya yönelik ekonomik yaptırımların artırılmasını talep ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Büyük Göller Bölgesi'ndeki bu gerginlik, sadece iki ülkeyi değil, komşu Uganda, Burundi ve Tanzanya'yı da yakından ilgilendiriyor. Bölge, yıllardır silahlı grupların faaliyetleri ve doğal kaynaklar üzerindeki çatışmalarla sarsılıyor. KDC'nin zengin maden yatakları (kobalt, koltan, altın) bölgesel ve küresel aktörlerin ilgisini çekiyor. Uzmanlar, Ruanda'nın bu kaynaklar üzerinde kontrol sağlamak için M23 gibi grupları kullandığını iddia ediyor. Öte yandan, ABD ve Avrupa Birliği, barış anlaşmasının uygulanması için diplomatik çabalarını sürdürse de somut bir ilerleme kaydedilebilmiş değil. Çin ve Rusya gibi küresel güçlerin de bölgede artan etkinliği, krizin çözümünü daha da karmaşık hale getiriyor.
Muyaya'nın çağrısı, uluslararası toplumun Ruanda'ya yönelik baskıyı artırması gerektiği yönünde. Ancak Ruanda, özellikle İngiltere ile yaptığı göç anlaşması ve Afrika Birliği'ndeki etkin rolü sayesinde diplomatik olarak güçlü bir konumda. Bu durum, anlaşmanın uygulanmasını zorlaştıran unsurlar arasında. KDC ise iç siyasi istikrarsızlık ve doğusundaki güvenlik sorunlarıyla boğuşurken, bir yandan da Ruanda'nın desteğini arkasına alan M23 isyancılarına karşı mücadele ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
KDC-Ruanda arasındaki bu gerginlik, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Büyük Göller Bölgesi'ndeki artan diplomatik ve ekonomik angajmanı açısından önem taşıyor. Türkiye, her iki ülkeyle de iyi ilişkiler kurmaya çalışırken, bölgedeki istikrarsızlık Türk yatırımlarını ve ticaretini olumsuz etkileyebilir. Özellikle KDC'deki madencilik sektörüne yönelik Türk ilgisi göz önüne alındığında, çatışmanın derinleşmesi Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını tehdit edebilir. Ankara, hem barış sürecine destek vererek hem de taraflarla diyaloğu sürdürerek dengeli bir politika izlemeye çalışsa da, krizin tırmanması durumunda Türkiye'nin arabuluculuk rolü üstlenmesi gerekebilir. Ayrıca, Ruanda'nın uluslararası baskıya maruz kalması, Türkiye'nin bu ülkeyle olan savunma sanayi işbirliğini de sorgulatabilir.