Romanya, Avrupa Birliği'nin pandemi sonrası toparlanma fonundan yaklaşık 770 milyon avro (816 milyon dolar) tutarındaki kaynağı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Ülkenin koalisyon hükümeti, Brüksel'in fonların serbest bırakılması için ön koşul olarak belirlediği birleşik ücret yasasını zamanında çıkaramadı. Bu gelişme, Romanya'nın AB ile ilişkilerinde yeni bir gerilim noktası oluştururken, ülkenin uzun vadeli kalkınma hedeflerini de tehdit ediyor.
Ücret yasası neden kilit önemde?
Romanya hükümeti, kamu sektöründe adil ve sürdürülebilir bir ücretlendirme sistemi oluşturmayı amaçlayan birleşik ücret yasasını (Legea salarizării) uzun süredir tartışıyor. Yasa, farklı kamu kurumları arasındaki maaş eşitsizliklerini gidermeyi ve ücret artışlarını ekonomik büyümeyle uyumlu hale getirmeyi hedefliyor. Ancak koalisyon ortakları arasındaki anlaşmazlık ve sendikaların direnişi, yasanın parlamento gündemine alınmasını defalarca geciktirdi.
AB Komisyonu, bu yasanın kabulünü, Romanya'nın 29,2 milyar avroluk Ulusal Toparlanma ve Dayanıklılık Planı (PNRR) kapsamındaki ödemelerin devamı için ön koşul olarak belirlemişti. Komisyon, ücret reformunun kamu maliyesinin sürdürülebilirliği ve şeffaflığı açısından kritik olduğunu vurguluyor. Yasanın çıkarılmaması, üçüncü ödeme dilimine ilişkin başvurunun reddedilmesine ve 770 milyon avroluk kısmın kaybedilmesine yol açabilir.
Romanya Başbakanı Marcel Ciolacu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, hükümetin yasayı çıkarmak için yoğun çaba harcadığını ancak koalisyon ortakları arasındaki görüş ayrılıklarının aşılamadığını söyledi. Muhalefet ise hükümeti beceriksizlikle suçlayarak, bu durumun ülkenin AB fonlarından yararlanma kapasitesini zayıflattığını savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Romanya'nın yaşadığı bu kriz, AB'nin genişleme ve uyum politikaları açısından önemli bir test niteliği taşıyor. AB, üye ülkelerin hukukun üstünlüğü ve ekonomik reformlar konusundaki taahhütlerini yerine getirmesini yakından izliyor. Romanya gibi ülkelerde yaşanan aksaklıklar, AB'nin fon dağıtımında daha katı koşullar uygulamasına yol açabilir.
Öte yandan, Romanya'nın bu kaybı, bölgedeki diğer ülkelere de bir uyarı niteliği taşıyor. Polonya, Macaristan ve Çekya gibi ülkeler, AB fonlarının kullanımında benzer sorunlar yaşamış ve reform taahhütlerini yerine getirmeleri konusunda baskı altına alınmıştı. Romanya'nın yaşadığı bu durum, AB'nin mali disiplin konusundaki kararlılığını teyit ediyor.
Uzmanlar, Romanya'nın bu fonları kaybetmesi halinde, ülkenin altyapı projeleri, yeşil enerji dönüşümü ve dijitalleşme hedeflerinin ciddi şekilde sekteye uğrayacağını belirtiyor. Bu durum, Romanya'nın orta vadede ekonomik büyümesini olumsuz etkileyebilir ve ülkenin Avro Bölgesi'ne katılım hedefini de geciktirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Romanya'daki bu gelişme, AB fonlarının dağıtımında reform koşullarının ne kadar belirleyici olduğunu bir kez daha gösteriyor. Türkiye, AB ile ilişkilerinde mali işbirliği ve katılım öncesi fonların kullanımı konusunda benzer deneyimler yaşamış bir ülke olarak, bu durumdan dersler çıkarabilir. AB'nin fon dağıtımında giderek daha fazla koşulluluk ilkesini uygulaması, Türkiye'nin muhtemel katılım müzakerelerinde de karşılaşabileceği bir tablo. Öte yandan, Romanya'nın yaşadığı bu kriz, AB'nin doğu Avrupa'daki etkisini ve üye ülkeler üzerindeki denetim mekanizmalarını güçlendirme isteğini ortaya koyuyor. Bu durum, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde reformların önemini vurgularken, bölgesel istikrar açısından da izlenmesi gereken bir gelişmedir.