İranlı siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı Amir Roknifard, ABD ile İran arasında süren dolaylı müzakerelerin ancak bölgedeki çatışmaların sona ermesi halinde somut ve anlamlı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. Roknifard, konuyla ilgili yayımladığı video analizinde, iki ülke arasındaki görüşmelerin şu ana kadar büyük ölçüde sembolik kaldığını ve sahadaki askeri gerilimlerin diplomatik ilerlemeyi gölgelediğini vurguladı. Analist, özellikle Yemen, Suriye ve Irak'taki vekalet savaşlarının yanı sıra İsrail-Hamas çatışmasının da müzakerelerin önündeki en büyük engeller olduğuna dikkat çekti.
Görüşmelerin Arka Planı ve Mevcut Durum
ABD ile İran arasındaki dolaylı müzakereler, genellikle Umman veya Katar gibi aracı ülkeler aracılığıyla yürütülüyor. Son olarak Mart 2025'te Umman'da gerçekleştirilen turda, nükleer program, yaptırımlar ve bölgesel güvenlik konuları ele alındı. Ancak Roknifard, bu görüşmelerin temel sorununun, sahada devam eden çatışmalar olduğunu belirtiyor. Ona göre, İran destekli Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırmasına neden olurken, İran ise ABD'nin yaptırımları hafifletme konusunda samimi olmadığını düşünüyor. Taraflar arasındaki güven eksikliği, herhangi bir anlaşmanın uygulanabilirliğini zorlaştırıyor.
Roknifard ayrıca, ABD Başkanı'nın İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını sürdürdüğünü, ancak aynı zamanda diplomatik kanalları açık tutmaya çalıştığını hatırlatıyor. Bu ikili yaklaşımın, İran'da reformistler ile muhafazakarlar arasındaki bölünmeyi derinleştirdiğini ve Tahran'ın müzakere pozisyonunu zayıflattığını savunuyor. İran'ın nükleer programındaki ilerlemeler ve uranyum zenginleştirme seviyesindeki artış, ABD'yi müzakere masasına oturmaya zorlasa da, asıl kırılma noktasının bölgesel güvenlik olduğu anlaşılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerginliği, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini etkiliyor. Yemen'deki ateşkes çabaları, Suriye'deki istikrar arayışı ve Irak'taki siyasi dengeler, doğrudan Tahran ile Washington arasındaki ilişkilere bağlı. Roknifard, İran'ın bölgesel vekil güçleri üzerindeki kontrolünün, müzakerelerde elini güçlendirdiğini, ancak aynı zamanda bu grupların bağımsız hareket etme kapasitesinin de anlaşmaları riske attığını belirtiyor. Örneğin, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, ABD'nin İran'ı doğrudan sorumlu tutmasına yol açarken, İran bu saldırıları kendisinin yönlendirmediğini savunuyor.
Küresel ölçekte ise, ABD-İran müzakerelerinin sonucu, enerji piyasaları ve uluslararası deniz ticareti üzerinde doğrudan etkili. Kızıldeniz'deki güvenlik krizi, Süveyş Kanalı'nı kullanan ticaret rotalarını tehdit ederken, petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oluyor. Ayrıca, Çin ve Rusya'nın İran ile artan askeri ve ekonomik işbirliği, ABD'nin bölgedeki nüfuzunu dengelemeye çalıştığı bir ortamda, müzakerelerin küresel güç mücadelesinin bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran hem de ABD ile tarihsel ve ekonomik bağları olan bir ülke olarak, bu müzakerelerin sonucundan doğrudan etkilenecek. İran ile sınır güvenliği, enerji ithalatı ve ticaret hacmi, Ankara için kritik öneme sahip. ABD ile İran arasında olası bir yumuşama, Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlara uyum konusundaki baskısını azaltabilir ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri canlandırabilir. Öte yandan, çatışmaların devam etmesi, özellikle Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik kaygılarını artıracak, PKK/YPG gibi terör örgütlerinin bölgedeki hareket alanını etkileyebilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki krizin Türkiye'nin dış ticaret rotalarına ve lojistik maliyetlerine olumsuz yansımaları olabilir. Bu nedenle, Ankara'nın hem Tahran hem de Washington ile dengeli bir diplomasi yürütmesi ve bölgesel istikrarı desteklemesi bekleniyor.