Myanmar'da ordu ve Budist milliyetçilerin baskısıyla 2017'de başlayan ve yüz binlerce Rohingya'nın komşu Bangladeş'e kaçmasıyla sonuçlanan mülteci krizi, dokuzuncu yılını doldurdu. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Cox's Bazar'daki kamplarda yaklaşık bir milyon Rohingya mültecisi yaşıyor. Bu insanlar, Myanmar'daki Arakan eyaletinde yıllardır süren sistematik ayrımcılık, şiddet ve zulüm nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştı. BM, bu durumu 'etnik temizliğin açık bir örneği' olarak nitelendiriyor; ancak Myanmar yönetimi iddiaları şiddetle reddediyor.
Krizin Arka Planı: Zorunlu Göç ve İnsani Dram
Rohingya Müslümanları, Myanmar'ın Arakan eyaletinde yüzyıllardır yaşayan bir azınlık topluluk. Ancak 1982'de çıkarılan vatandaşlık yasasıyla birlikte resmi olarak tanınmayan ve 'Bengalli göçmenler' olarak nitelendirilen Rohingyalar, devlet desteğinden yoksun bırakıldı. 2017 yılında Myanmar ordusunun düzenlediği 'temizlik operasyonları' sonrasında, 700 binden fazla Rohingya, güvenlik arayışıyla Bangladeş'e sığındı. Bu göç dalgasıyla birlikte, Cox's Bazar bölgesi dünyanın en büyük mülteci kampına dönüştü.
Kamplardaki yaşam koşulları ise insani kriz boyutunda ağırlaşıyor. Mülteciler, temel ihtiyaç maddelerine sınırlı erişim, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanamama ve sık sık yaşanan doğal afetler karşısında kırılgan koşullarda yaşıyor. Özellikle muson mevsimlerinde toprak kaymaları ve seller, kamp sakinlerini daha da zor durumda bırakıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), kamplarda yetersiz beslenme ve kızamık gibi hastalıkların yayılma riskine dikkat çekiyor.
Uluslararası Boyutu: Sorumluluk ve Çözüm Arayışları
Rohingya krizi, yalnızca Bangladeş'in değil, tüm Güney Asya bölgesinin istikrarını tehdit eden bir meseledir. Uluslararası toplum, Myanmar hükümetine soykırım suçlamalarıyla ilgili soruşturmalar açtı ve bazı ülkeler yaptırım uygulamaya başladı. Gambiya'nın öncülüğünde Uluslararası Adalet Divanı'na taşınan soykırım davası, hukuki sürecin en önemli adımı oldu. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi de konuyla ilgili incelemeler başlattı.
Bangladeş, mülteci akınına karşı tek başına mücadele ediyor; ülke, mültecilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde Myanmar'a dönmesini istiyor. Ancak Myanmar'da devam eden askeri darbe ve iç çatışmalar, geri dönüş sürecini belirsiz kılıyor. Bu nedenle mültecilerin büyük çoğunluğu, geleceğe dair umutsuzluk içinde kamp kentlerinde bekleyişini sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rohingya krizi, insani diplomaside önemli bir sınava dönüşmüş durumda. Türkiye, krizin başından itibaren uluslararası platformlarda Rohingyaların haklarını savunmuş; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın öncülüğünde kamplara insani yardımlar ulaştırılmıştır. Ayrıca Türkiye, Bangladeş ile diyaloğu güçlendirerek Myanmar'a yönelik uluslararası baskının artması için çaba göstermektedir. Bu tutum, Türkiye'nin 'insani diplomasi' kavramıyla örtüşmekte ve bölgedeki nüfuzunu artırmaktadır. Ancak Türkiye'nin etkisi, uluslararası toplumun ortak tavrıyla daha da güçlenebilir. Gelecekte, sabit mülteci akınlarının önlenmesi için Myanmar'daki siyasi istikrarın sağlanması kritik önem taşımaktadır.