Ünlü ekonomist Stephen Roach, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in ABD Başkanı Donald Trump ile bir dizi zirve yapma konusundaki istekliliğinin, Çin ekonomisine ilişkin endişeleri ve zaman kazanma arzusunu yansıtıyor olabileceğini savundu. Roach'a göre Xi, Trump'ın tasvir ettiği kişisel dostluk duygusunu paylaşmıyor olabilir ve Çinli yetkililer, görüşmelerden ne kadar sonuç alınabileceği konusunda gerçekçi bir tutum sergiliyor.
Görüşmelerin Arka Planı ve Xi'nin Motivasyonları
Stephen Roach, uzun yıllar boyunca Asya ekonomileri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir ekonomist. Son açıklamalarında, Xi Jinping'in Trump ile bir araya gelme konusundaki istekliliğini, Çin'in içinde bulunduğu ekonomik zorlukların bir yansıması olarak yorumluyor. Roach'a göre, Çin ekonomisi son dönemde yavaşlama sinyalleri veriyor; ticaret savaşları, artan borç yükü ve Kovid-19 sonrası toparlanmanın beklenenden zayıf seyretmesi, Pekin yönetimini dış politika hamlelerinde daha temkinli olmaya itiyor olabilir.
Roach, Xi'nin Trump'la yapacağı görüşmelerin, Çin'e ekonomik reformlar ve yapısal düzenlemeler için ihtiyaç duyduğu zamanı kazandırabileceğini belirtiyor. Ancak bu süreçte Xi'nin, Trump'ın sık sık dile getirdiği kişisel dostluk vurgusunu paylaşmadığını da ekliyor. Trump, görevde olduğu dönemde Xi ile iyi ilişkiler içinde olduğunu sık sık ifade etmişti; oysa Roach, Çin tarafının bu ilişkiyi daha çok stratejik bir araç olarak gördüğünü ima ediyor.
Ayrıca Roach, Çinli yetkililerin ABD ile yapılacak müzakerelerden elde edilebilecek kazanımlar konusunda gerçekçi olduğunu vurguluyor. Ticaret anlaşmazlıkları, teknoloji transferi ve insan hakları gibi konularda iki ülke arasındaki derin görüş ayrılıkları, kısa vadeli zirvelerle çözülebilecek gibi görünmüyor. Bu nedenle Xi'nin görüşmelere yaklaşımı, somut sonuçlardan çok, ilişkilerin yönetilmesi ve zaman kazanılması üzerine kurulu olabilir.
Küresel ve Bölgesel Boyut
ABD-Çin ilişkileri, küresel ekonominin geleceği açısından büyük önem taşıyor. İki ülke arasındaki ticaret savaşı, dünya ticaret hacmini olumsuz etkilerken, pandemi sonrası toparlanma sürecinde belirsizlik yaratıyor. Xi'nin Trump ile görüşme isteği, aynı zamanda Çin'in uluslararası alanda artan izolasyonunu kırma çabası olarak da değerlendirilebilir. Özellikle ABD'nin müttefikleriyle Çin'e karşı ortak bir cephe oluşturma girişimleri, Pekin'in pozisyonunu zorlaştırıyor.
Roach'ın analizi, Çin'in ekonomik reformlarını hızlandırmak için dış ilişkilerde istikrar arayışında olduğunu gösteriyor. Ancak bu durum, ABD'nin de Çin ile ilişkilerinde benzer bir strateji izlediği anlamına gelmiyor. Trump yönetimi, ticaret açığını azaltmak ve fikri mülkiyet hakları konusunda taviz koparmak için baskıyı sürdürüyor. Dolayısıyla zirveler, iki tarafın da kendi iç politika hedeflerine ulaşmak için kullandığı bir araç haline gelebilir.
Uzmanlar, Xi'nin görüşmelere olumlu yaklaşmasının, Çin'in ekonomik büyümesini desteklemek için dış yatırım ve ticaret kanallarını açık tutma arzusundan kaynaklandığını belirtiyor. Aynı zamanda, Çin'in teknoloji alanında kendi kendine yeterlilik hedefi doğrultusunda attığı adımlar, ABD ile ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir. Roach'ın yorumları, bu karmaşık dinamiklerin bir yansıması olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin ilişkilerindeki bu dalgalanma, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için de önemli sonuçlar doğurabilir. Küresel ticaretin yavaşlaması ve belirsizlik ortamı, Türkiye'nin ihracat pazarlarını ve yatırım akışlarını etkileyebilir. Ayrıca, Çin'in ekonomik yavaşlaması, emtia fiyatları üzerinden Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini değiştirebilir. Türkiye, ABD ve Çin arasındaki rekabette denge politikası izleyerek her iki ülkeyle ticari ilişkilerini sürdürme çabasında. Ancak artan korumacılık eğilimleri ve teknoloji savaşları, Türk şirketleri için yeni riskler ve fırsatlar yaratabilir. Bu nedenle Ankara'nın, küresel ekonomik gelişmeleri yakından takip ederek dış ticaret stratejisini çeşitlendirmesi kritik önem taşıyor.