Yemen'deki Husi isyancılarının Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği iddia edilen saldırı, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ve Yemen'deki çatışmaları “park etme” ve yüksek dizel fiyatlarının suçunu Ukrayna'ya yükleme stratejisini çökertti. Saldırı, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen'e yönelik ablukasını ve bölgedeki askeri gerilimi yeniden alevlendirdi. Olay, Trump yönetiminin Orta Doğu'da istikrarı sağlama iddiasını sorgulatırken, küresel enerji piyasalarında da yeni dalgalanma riski yarattı.
Gelişmenin arka planı
Husiler, uzun süredir Suudi Arabistan'ın iç bölgelerine yönelik insansız hava aracı ve füze saldırıları düzenliyor. Ancak Riyad Havalimanı gibi stratejik bir hedefe yapılan bu son saldırı, çatışmanın seyrinde bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Suudi yetkililer, saldırının ardından Yemen'e yönelik hava ve deniz ablukasını sıkılaştırırken, Husi sözcüleri saldırıyı “meşru müdafaa” olarak nitelendirdi. Trump yönetimi ise saldırıya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı; ancak Beyaz Saray'dan yapılan sızdırılan değerlendirmelerde, saldırının İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD'ye gözdağı verme çabası olarak yorumlandığı belirtiliyor.
Trump'ın göreve geldiğinden bu yana izlediği strateji, İran ve Yemen'deki çatışmaları doğrudan müdahale olmadan “dondurma” ve ekonomik baskıyı Ukrayna üzerinden Rusya'ya yönlendirme üzerine kuruluydu. Ancak Husi saldırısı, bu politikaların sahadaki gerçeklerle uyumsuz olduğunu gösterdi. Suudi Arabistan'ın ABD'den daha fazla askeri destek talep etmesi ve ablukanın süresiz hale gelmesi, Washington'un bölgedeki müttefiklerini yatıştırma çabalarını zora sokuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Riyad Havalimanı'na yönelik saldırı, sadece Suudi Arabistan'ın güvenliğini değil, aynı zamanda küresel petrol arzını da tehdit ediyor. Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri ve ablukanın yoğunlaşması, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen deniz ticaretini olumsuz etkileyebilir. Uzmanlar, Husi saldırılarının devam etmesi halinde petrol fiyatlarının yükselebileceğini ve küresel enerji piyasalarında istikrarsızlık yaşanabileceğini öngörüyor.
Öte yandan, saldırı İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimi de tırmandırabilir. Tahran, Husileri desteklemekle suçlanıyor; ancak İran yönetimi her zamanki gibi doğrudan bir bağlantıyı reddediyor. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve bölgedeki askeri varlığı, saldırının ardından daha fazla sorgulanır hale geldi. Trump'ın “önce Amerika” doktrini çerçevesinde bölgeden asker çekme planları da bu gelişmeyle birlikte belirsizliğe sürüklendi.
Uluslararası toplum, saldırıyı kınarken, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nden yapılan açıklamalarda taraflara itidal çağrısı yapıldı. Ancak Husi saldırılarının sürmesi, Yemen'deki insani krizin daha da derinleşmesine yol açabilir. Suudi ablukası nedeniyle Yemen'e gıda ve ilaç taşıyan gemilerin engellenmesi, milyonlarca sivilin hayatını tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Riyad Havalimanı'na yönelik saldırı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve enerji politikaları açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Suudi Arabistan ile son dönemde normalleşen ilişkiler ve enerji işbirliği, ablukanın sürmesi halinde olumsuz etkilenebilir. Ayrıca Kızıldeniz'deki ticaret yollarının güvenliği, Türk ihracatçıları için kritik önemde. Türkiye, Yemen'deki insani krizin çözümü için diplomatik girişimlerini artırabilir ve İran-Suudi Arabistan arasında denge politikası izlemeye devam edebilir. Ancak saldırıların tırmanması, bölgede yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratarak Türkiye'nin enerji arz güvenliğini ve ticaret rotalarını tehdit edebilir.