Londra merkezli dijital banka Revolut'ın CEO'su Nik Storonsky, şirketin olası bir halka arz (IPO) için Amerika Birleşik Devletleri'ni tercih ettiğini açıkladı. Storonsky, ABD piyasalarının daha derin likiditeye ve teknoloji şirketlerine yönelik daha güçlü bir yatırımcı tabanına sahip olduğunu belirterek, bu kararın arkasındaki ana nedenleri sıraladı. Açıklama, Birleşik Krallık'ın Brexit sonrası finans merkezi konumunu koruma çabalarına rağmen, yüksek büyüme potansiyeline sahip fintech şirketlerinin Londra'dan uzaklaşabileceği yönündeki endişeleri güçlendirdi.
Revolut'ın Halka Arz Planları ve ABD Tercihinin Nedenleri
Revolut, 2015 yılında Nikolay Storonsky ve Vlad Yatsenko tarafından kurulan, kullanıcılarına çoklu para birimi hesapları, kripto ticareti, hisse senedi işlemleri ve bütçe yönetimi gibi hizmetler sunan bir finansal teknoloji şirketidir. Şirket, 2021 yılında yapılan son değerleme turunda 33 milyar dolar değerlemeye ulaşarak Birleşik Krallık'ın en değerli fintech girişimi unvanını elde etmişti. Ancak pandemi sonrası dönemde teknoloji hisselerindeki dalgalanma ve faiz oranlarındaki artış, şirketin değerlemesini ve halka arz planlarını etkiledi.
Storonsky, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "ABD, inovasyonu ve büyümeyi ödüllendiren bir piyasa. Teknoloji şirketleri için en iyi değerlemeyi sunuyor. Bu nedenle, halka arz için ABD'yi tercih ediyoruz" ifadelerini kullandı. CEO, ayrıca ABD'deki yatırımcıların fintech iş modelini daha iyi anladığını ve şirketin küresel hedefleriyle uyumlu bir taban sağladığını vurguladı.
Revolut'ın ABD'de halka arz kararı, Birleşik Krallık için önemli bir kayıp olarak değerlendiriliyor. Zira Birleşik Krallık, Brexit sonrası dönemde finansal hizmetler sektöründeki liderliğini korumak için çeşitli düzenlemeler yapmış ve fintech şirketlerini ülkede kalmaya teşvik etmişti. Ancak uzmanlar, Londra Borsası'nın teknoloji şirketlerine yönelik değerlemelerinin ABD'nin gerisinde kaldığını ve bu durumun benzer kararları tetikleyebileceğini belirtiyor.
Revolut'ın halka arz takvimi henüz netleşmiş değil. Şirket, 2023 yılında faaliyetlerini genişletmeye devam etmiş ve kullanıcı sayısını 30 milyonun üzerine çıkarmıştı. Ancak kârlılık konusunda dalgalı bir performans sergileyen şirket, 2022 yılında 250 milyon sterlin zarar açıklamış, 2023'te ise kâra geçtiğini duyurmuştu. Halka arzın, şirketin büyüme planlarını finanse etmek ve yatırımcılara çıkış imkânı sağlamak için önemli bir adım olacağı düşünülüyor.
Küresel Fintech Piyasası ve Londra'nın Konumu
Revolut'ın olası ABD halka arzı, küresel fintech ekosistemi için de bir gösterge niteliğinde. Son yıllarda birçok Avrupalı teknoloji şirketi, daha yüksek değerleme ve daha geniş yatırımcı kitlesi nedeniyle ABD borsalarını tercih ediyor. Örneğin, İsveçli fintech şirketi Klarna da 2021'de ABD'de halka arz planlarını açıklamıştı. Benzer şekilde, Birleşik Krallık merkezli yapay zekâ şirketi Graphcore gibi girişimler de ABD'ye yönelmişti.
Londra Borsası, son yıllarda halka arz sayısında düşüş yaşıyor. 2023'te Londra'da sadece 23 şirket halka arz olurken, bu sayı ABD'de yüzlerce. Uzmanlar, Brexit'in ardından Avrupa Birliği'yle yaşanan düzenleyici belirsizliklerin ve İngiltere'nin teknoloji ekosistemindeki yatırımcı ilgisinin azalmasının bu durumu tetiklediğini belirtiyor. Ayrıca, Birleşik Krallık'ın fintech düzenlemelerindeki değişiklikler ve vergi politikaları da şirketlerin kararlarını etkiliyor.
Revolut'ın kararı, Birleşik Krallık hükümeti için bir uyarı sinyali. Ülke, finansal hizmetler sektöründe rekabet gücünü korumak için daha esnek düzenlemeler ve teşvikler üzerinde çalışıyor. Ancak ABD'nin teknoloji devlerine sağladığı avantajlar ve sermaye piyasalarının derinliği, Londra'nın işini zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Revolut'ın ABD'de halka arz tercihi, Türkiye'nin fintech ekosistemi ve ekonomisi için dolaylı da olsa önemli çıkarımlar sunuyor. Türkiye'de faaliyet gösteren fintech girişimleri (Papara, Param, Midas gibi) son yıllarda hızlı büyüse de, küresel ölçekte rekabet edebilmek için yurt dışı yatırımcıya ihtiyaç duyuyor. Revolut'ın ABD'yi seçmesi, Türk şirketlerinin de benzer şekilde Londra yerine ABD piyasalarına yönelebileceğini gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin teknoloji ihracatı ve sermaye çekme hedefleri açısından dikkate alınmalı. Ayrıca, Türkiye'nin kendi fintech düzenlemelerini iyileştirerek yerli girişimleri elde tutması ve küresel pazarda rekabet edebilir kılması gerekiyor. Londra'nın fintech cazibesini kaybetmesi, İstanbul'un bölgesel bir merkez olma potansiyelini artırabilir; ancak bu fırsatın değerlendirilmesi için yasal ve ekonomik istikrar şart.