Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan yeni bir rapor, iş sözleşmelerine eklenen rekabet yasağı (non-compete) maddelerinin giderek yaygınlaştığını ve bu durumun işgücü piyasasında verimliliği ciddi şekilde düşürdüğünü ortaya koydu. Rapor, söz konusu maddelerin özellikle düşük ücretli ve vasıfsız işlerde bile kullanılmaya başlandığını belirtirken, bazı ülkelerin bu uygulamayı sınırlandırma çabalarına rağmen küresel çapta bir artış yaşandığına dikkat çekiyor. OECD’nin analizine göre, bu kısıtlamalar işçilerin daha iyi fırsatlar için iş değiştirmesini engelleyerek ücret artışını baskılıyor ve ekonominin genel üretkenlik kapasitesini zayıflatıyor.
Rekabet Yasağı Maddelerinin Yaygınlaşması
OECD raporuna göre, rekabet yasağı maddeleri artık sadece üst düzey yöneticiler veya özel bilgiye sahip çalışanlar için değil, perakende, gıda hizmetleri ve temizlik gibi sektörlerde çalışan düşük ücretli işçilere de dayatılıyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde özel sektör çalışanlarının yaklaşık %18’inin sözleşmesinde bu tür bir madde bulunurken, Birleşik Krallık’ta bu oran %15’in üzerinde. Rapor, bu maddelerin işçilerin daha yüksek ücretli işlere geçişini engelleyerek emek piyasasında durgunluğa yol açtığını ve inovasyonu baltaladığını vurguluyor. OECD, bu eğilimin işgücü hareketliliğini düşürerek ekonominin kaynak dağılımını bozduğunu ve uzun vadede büyümeyi olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Raporda ayrıca, rekabet yasağı maddelerinin uygulanmasının, işverenlerin yetenekli çalışanları elde tutmak için ücretleri artırmak yerine yasal kısıtlamalara başvurmasına neden olduğu ifade ediliyor. Bu durum, özellikle teknoloji ve yaratıcı endüstrilerde çalışanların kariyer gelişimini olumsuz etkiliyor. OECD, 2024 yılı itibarıyla 40’tan fazla ülkede bu maddelere ilişkin düzenlemelerin bulunduğunu, ancak çoğu ülkede denetimin yetersiz olduğunu aktarıyor. Örneğin, Avustralya ve İspanya gibi ülkelerde düşük ücretli çalışanlara yönelik yasaklar getirilirken, ABD ve Almanya’da federal düzeyde kapsamlı bir düzenleme bulunmuyor.
Küresel Ekonomi İçin Taşıdığı Riskler
OECD’nin bulguları, rekabet yasağı maddelerinin yalnızca bireysel çalışanları değil, aynı zamanda ulusal ekonomileri de tehdit ettiğini gösteriyor. İşgücü hareketliliğinin azalması, yeni işletmelerin kurulmasını ve mevcut işletmelerin genişlemesini zorlaştırıyor. Özellikle girişimcilik faaliyetleri üzerinde caydırıcı etkisi olan bu maddeler, çalışanların kendi işlerini kurmasını engelleyerek ekonomik çeşitliliği sınırlıyor. Rapor, Avrupa Birliği’nde ve bazı Asya ülkelerinde bu maddelerin makroekonomik etkilerinin henüz tam olarak anlaşılmadığını, ancak OECD’nin simülasyonlarına göre bu tür kısıtlamaların kaldırılmasının üretkenlikte %3-5 oranında artış sağlayabileceğini öngörüyor.
Bununla birlikte, rapor bazı ülkelerin bu sorunu ele almaya başladığını belirtiyor. Örneğin, Fransa ve İtalya’da belirli gelir seviyesinin altındaki çalışanlar için rekabet yasağı maddeleri sınırlandırılmış durumda. Kanada’nın Ontario eyaleti ise 2021’de bu tür maddeleri neredeyse tamamen yasakladı. Ancak OECD, küresel ölçekte uyumlu bir politika eksikliğinin, söz konusu maddelerin uluslararası şirketler tarafından daha sık kullanılmasına yol açtığını vurguluyor. Raporda, “Çalışanların hareketliliğini kısıtlayan bu uygulamalar, modern ekonomilerin ihtiyaç duyduğu esneklik ve dinamizmi baltalamaktadır” ifadeleri yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de rekabet yasağı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenmekte olup, geçerliliği süre, yer ve işin niteliği açısından makul sınırlarla sınırlandırılmıştır. Ancak OECD raporu, bu tür maddelerin özellikle düşük ücretli işlerde yaygınlaşmasının küresel bir eğilim olduğunu ve Türkiye’nin de bu eğilimden etkilenebileceğini göstermektedir. Türkiye’de işgücü hareketliliğinin yüksek olduğu sektörlerde (örneğin bilişim ve hizmet) bu maddelerin uygulanması, yetenekli işgücünün kariyer gelişimini engelleyerek verimlilik kaybına yol açabilir. OECD’nin önerdiği politika çerçeveleri, Türkiye’nin mevcut düzenlemelerini gözden geçirmesi ve özellikle düşük gelirli çalışanları koruyacak ek tedbirler alması gerektiğini işaret etmektedir. Ayrıca bu gelişme, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artırmak için işgücü piyasasında esnekliğin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.