Eski Muhafazakâr Parti (Tory) bakanı Jacob Rees-Mogg, ABD'li sağcı yorumcu Tucker Carlson'u 'Hitler'i savunmaya yaklaşmakla' suçladı. İkilinin birlikte yaptığı podcast yayınında Rees-Mogg, İngiltere'nin II. Dünya Savaşı'na katılma kararını savunmak zorunda kaldı. Carlson, programda İngiltere'nin Nazi Almanyası'na savaş ilan etmesinin gereksiz olduğunu ima eden sorular yöneltti. Rees-Mogg ise Adolf Hitler'e karşı savaşmanın kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Tartışma, Carlson'un Vladimir Putin'e sempati duyan tutumuyla birleşince Avrupa'da geniş yankı uyandırdı.
Podcast Tartışmasının Arka Planı
Tucker Carlson, uzun süredir Batı'nın Ukrayna'ya verdiği desteği eleştiren ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e sempatiyle yaklaşan açıklamalarıyla biliniyor. Carlson, Şubat 2024'te Putin ile yaptığı röportajla da dikkat çekmişti. Bu kez İngiltere'nin eski Brexit fırsatları bakanı Jacob Rees-Mogg'u konuk ettiği podcast'te, İngiltere'nin 1939'da Almanya'ya savaş ilan etmesini sorguladı. Carlson, 'İngiltere'nin Polonya'ya verdiği garanti yüzünden milyonlarca insanın ölümüne yol açan bir savaşa girdiğini' öne sürdü. Rees-Mogg ise bu görüşe karşı çıkarak, Hitler'in yayılmacı politikalarının durdurulması gerektiğini, aksi takdirde tüm Avrupa'nın Nazi egemenliğine gireceğini belirtti. Rees-Mogg, 'Hitler'e karşı savaşmak doğruydu, çünkü o durdurulmasaydı medeniyet yok olurdu' dedi.
Rees-Mogg'un bu çıkışı, İngiliz siyasetinde nadir görülen bir durum olarak değerlendiriliyor. Zira Rees-Mogg, genellikle sağcı ve popülist söylemleriyle tanınan bir isim. Ancak bu kez, Tucker Carlson gibi isimlerin II. Dünya Savaşı'na dair revizyonist tarih yorumlarına karşı çıkarak, ana akım tarih görüşünü savunmak durumunda kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Tucker Carlson, ABD'de özellikle eski Başkan Donald Trump'a yakınlığıyla bilinen bir medya figürü. Fox News'ten ayrıldıktan sonra kendi yayın platformunu kuran Carlson, sık sık Batı ittifakını ve NATO'yu eleştiren, Rusya'nın güvenlik endişelerini haklı gören yayınlar yapıyor. Bu tutumu, Avrupa'da ve ABD'de geniş bir kesim tarafından Kremlin propagandası olarak nitelendiriliyor. Carlson'un son dönemde İngiltere'nin savaşa girişini sorgulaması, aslında Ukrayna savaşına dair algıyı değiştirmeye yönelik bir çabanın parçası olarak görülüyor. Rees-Mogg'un tepkisi ise, İngiliz muhafazakârlarının bir kısmının bile Carlson'un çizgisinden rahatsız olduğunu gösteriyor. Avrupa'da aşırı sağ ve popülist partiler, sık sık II. Dünya Savaşı'na dair revizyonist söylemlerle Putin'in Ukrayna işgalini meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu tartışma, transatlantik ilişkilerdeki çatlakların ve Batı ittifakı içindeki ideolojik ayrılıkların bir yansıması olarak okunabilir.
Rees-Mogg'un Carlson'a yönelik suçlaması, İngiliz basınında geniş yer buldu. The Guardian, The Times gibi gazeteler, olayı 'Rees-Mogg'un Carlson'a karşı Hitler savunması' başlığıyla duyurdu. Bazı yorumcular, Rees-Mogg'un bu tavrının, kendi partisi içindeki aşırı sağcı kanadı dengelemeye yönelik olduğunu belirtiyor. Muhafazakâr Parti, son yıllarda sağ popülizmin etkisi altında. Rees-Mogg gibi isimler, parti içinde Brexit yanlısı ve sert sağcı kanadı temsil ediyor. Ancak Carlson gibi isimlerle aynı safta görünmek, İngiliz seçmen nezdinde olumsuz karşılanabilir. Bu nedenle Rees-Mogg, Nazi Almanyası'na karşı savaşın haklılığını vurgulayarak, aşırı uçlarla arasına mesafe koymaya çalışmış olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, II. Dünya Savaşı'na fiilen katılmamış olsa da, savaş sonrası düzenin şekillenmesinde önemli bir aktör oldu. Bugün ise benzer bir jeopolitik ikilemle karşı karşıya: Batı ittifakı içinde kalırken Rusya ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Tucker Carlson gibi isimlerin Putin yanlısı söylemleri, Türkiye'nin Batı ile olan bağlarını sorgulayan argümanlara zemin hazırlayabilir. Ancak Türkiye, NATO üyesi olarak Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü destekliyor ve Rusya'ya yönelik yaptırımlara katılmıyor. Bu denge politikası, Batı'da zaman zaman eleştirilse de, Ankara'nın stratejik özerkliğini koruma çabası olarak görülüyor. Avrupa'da yükselen aşırı sağ ve revizyonist tarih yorumları, Türkiye'nin de dikkatle izlemesi gereken bir trend. Zira bu tür söylemler, uluslararası düzeni ve ittifak sistemlerini aşındırarak, Türkiye gibi bölgesel güçlerin manevra alanını daraltabilir.