İngiltere'nin başkenti Londra'da, 2017 yılında Putney Köprüsü'nde bir kadını iterek nehre düşürdüğü iddia edilen ve kamuoyunda "Putney Pusher" olarak tanınan kişiyle ilgili polis soruşturmasının yeniden incelenmesi gündeme geldi. Bağımsız Polis Şikâyet Komisyonu (IOPC), olayla ilgili olarak Londra Metropolitan Polisi'nin (Met) soruşturma sürecini mercek altına alması gerektiğini açıkladı. IOPC'nin talebi, olayın ardından polis tarafından ifadesi alınan ve daha sonra intihar eden Nicholas Brandram'ın ailesinin, oğullarının polis soruşturmasının yarattığı "baskı" nedeniyle hayatına son verdiği yönündeki iddialarını takip ediyor. Aile, Brandram'ın olayla hiçbir ilgisi olmadığını savunuyor.
Olayın Arka Planı: Putney Köprüsü'ndeki İtme ve Medya Fırtınası
5 Mayıs 2017'de Londra'nın batısındaki Putney Köprüsü'nde sabah saatlerinde yürüyüş yapan bir kadın, arkasından gelen bir kişinin itmesi sonucu Thames Nehri'ne düştü. Kadın, olaydan sağ kurtuldu ancak yaşadığı travma ve olayın vahameti nedeniyle İngiliz basınında geniş yankı uyandı. Olay anına ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri, saldırganın koşarak uzaklaştığını gösteriyordu. Görüntülerin sosyal medyada hızla yayılmasıyla birlikte "Putney Pusher" olarak anılan failin kimliğinin tespit edilmesi için kamuoyu baskısı arttı. Metropolitan Polisi, olayla ilgili geniş çaplı bir soruşturma başlattı ve yüzlerce ihbar aldı. Ancak yıllar geçmesine rağmen failin kimliği resmi olarak tespit edilemedi ve dava çözülemedi.
Nicholas Brandram, olaydan kısa bir süre sonra polis tarafından ifadesi alınan isimlerden biriydi. Brandram, olayla bir ilgisi olmadığını belirtmesine rağmen, soruşturma kapsamında polisin kendisine yönelik tutumunun ve medyanın ilgisinin kendisini ağır bir psikolojik baskı altına soktuğunu ailesine anlatmıştı. 2017 yılının sonlarında Brandram hayatına son verdi. Ailesi, oğullarının intiharında polis soruşturmasının yarattığı stresin ve toplumsal linç korkusunun etkili olduğunu öne sürdü. Aile, uzun süredir Metropolitan Polisi'nin soruşturma yöntemlerini ve Brandram'a yönelik muameleyi eleştiriyor.
IOPC, Brandram ailesinin şikâyeti üzerine harekete geçti. Kurul, Metropolitan Polisi'nin olayla ilgili soruşturmasında herhangi bir usulsüzlük olup olmadığını ve Brandram'ın ölümüyle polis soruşturması arasında bir bağ bulunup bulunmadığını inceleyecek. IOPC sözcüsü yaptığı açıklamada, "Nicholas Brandram'ın ailesi tarafından yapılan şikâyeti değerlendirdik ve Metropolitan Polisi'nin bu vakadaki tutumunun bağımsız bir soruşturmaya konu olması gerektiği sonucuna vardık" dedi. Soruşturmanın kapsamı henüz netleşmemekle birlikte, polisin Brandram'a yönelik ifade sürecinde baskıcı davranıp davranmadığı ve soruşturmanın seyri sırasında ailenin yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediği gibi konuların ele alınması bekleniyor.
İngiliz Polis Teşkilatı ve Hesap Verebilirlik Tartışmaları
Bu gelişme, Birleşik Krallık'ta polis teşkilatının hesap verebilirliği ve soruşturma süreçlerindeki şeffaflık konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. IOPC, son yıllarda polis memurlarının davranışlarına ilişkin artan sayıda şikâyeti inceliyor. Özellikle yüksek profilli davalarda masum kişilerin soruşturma nedeniyle mağdur edilmesi, kamuoyunda polise duyulan güveni sarsan etkenler arasında gösteriliyor. Brandram vakası, medyanın ve sosyal medyanın bir kişiyi suçlu ilan etme eğiliminin yıkıcı sonuçlarını gözler önüne seriyor.
Metropolitan Polisi ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada, IOPC'nin kararını not ettiklerini ve soruşturmaya tam destek vereceklerini bildirdi. Ancak polis, Brandram'ın ölümünden soruşturmanın sorumlu tutulmasının doğru olmadığını savunuyor. Polis kaynakları, Brandram'ın ifadesinin gönüllü olduğunu ve kendisine herhangi bir suçlama yöneltilmediğini belirtiyor. Yine de ailenin avukatları, polisin Brandram'a "şüpheli" muamelesi yaptığını ve soruşturmanın odak noktası haline getirerek onu damgaladığını iddia ediyor.
İngiliz basınında yer alan haberlere göre, Brandram olaydan sonra işini kaybetmiş, sosyal çevresinden dışlanmış ve yoğun bir damgalama kampanyasına maruz kalmıştı. Ailesi, oğullarının son aylarında ciddi bir depresyon yaşadığını ve polisin kendisini aklamamasının bu süreci derinleştirdiğini söylüyor. IOPC'nin soruşturması, benzer vakalarda polisin soruşturma yöntemlerinin gözden geçirilmesi için emsal teşkil edebilir.
Uzmanlar, bu tür vakaların polis teşkilatlarının suç soruşturmalarında masumiyet karinesine ve bireylerin ruh sağlığına daha fazla özen göstermesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirtiyor. İngiltere'de polis davranışlarına ilişkin bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi yönünde çağrılar da artıyor. IOPC'nin soruşturması sonucunda Met hakkında herhangi bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı ise şimdiden merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'de yaşanan bu olay, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de polis soruşturmalarında masumiyet karinesinin ihlali ve medya kaynaklı linç kültürünün yıkıcı etkileri bakımından evrensel bir ders niteliğinde. Türkiye'de de benzer şekilde, kamuoyu baskısıyla yürütülen soruşturmaların bireyler üzerinde ağır psikolojik sonuçlar doğurabildiği biliniyor. İngiliz denetim kurulunun bağımsız soruşturma kararı, hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkelerinin önemini gösteriyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde adalet ve güvenlik reformları sıkça gündeme gelirken, bu tür vakalar hukuk devleti standartlarının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Ayrıca, sosyal medya çağında suç isnatlarının hızla yayılması, Türkiye'de de dikkatle ele alınması gereken bir sorun olarak öne çıkıyor.