Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in küresel ve bölgesel etkisi, Ukrayna savaşının ardından hızla erirken, bu durumun son örneği Ermenistan oldu. Uzun yıllar Moskova'nın en sadık müttefiklerinden biri olarak bilinen Ermenistan, son dönemde Rusya'dan uzaklaşarak Batı ile yakınlaşma sinyalleri veriyor. Bu gelişme, Putin'in 'Rus dünyası' vizyonunun çöküşüne dair sağlam bir kanıt olarak değerlendiriliyor. Ermenistan'ın bu adımı, sadece ikili ilişkilerde değil, aynı zamanda Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi Rus liderliğindeki yapıların geleceği açısından da kritik bir dönüm noktası.
Arka Plan: Ermenistan'ın Moskova'dan Kopuşu
Ermenistan, Dağlık Karabağ sorunu ve bağımsızlığının ilk yıllarından bu yana Rusya'ya askeri, ekonomik ve siyasi bağımlılıkla karakterize edilen bir ilişkiye sahipti. Rus askeri üsleri Ermenistan topraklarında konuşlanmış, ülke ekonomisi Rus yatırımlarına ve işçi dövizlerine bağımlı hale gelmişti. Ancak 2020 Dağlık Karabağ Savaşı ve ardından Azerbaycan'ın 2023'te Karabağ'da başlattığı operasyon sırasında Rusya'nın Ermenistan'a yeterli destek vermemesi, Erivan'da derin bir hayal kırıklığı yarattı. Başbakan Nikol Paşinyan, Rusya'yı güvenlik garantilerini yerine getirmemekle suçlayarak CSTO'daki faaliyetlerini dondurdu ve ülkesinin Ukrayna savaşında tarafsız kalmaya çalışmasına rağmen Batı ile ilişkilerini geliştirme yönünde adımlar attı.
Ermenistan, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Putin hakkında çıkardığı tutuklama emrine uyacağını açıklayarak Moskova'yı rahatsız etti. Ayrıca Avrupa Birliği'nin sivil misyonunu ülkeye davet ederek Rusya'nın yumuşak gücüne alternatif arayışına girdi. Rusya'nın Ermenistan'daki siyasi ve kültürel nüfuzu da azalırken, Rus devlet medyasının etkisi hissedilir biçimde düştü. Erivan yönetimi, Rus liderliğindeki Avrasya Ekonomik Birliği içinde kalarak ekonomik bağları sürdürmekle birlikte, ABD ve AB ile ilişkileri derinleştirmeye odaklanmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Rus Etki Alanının Çöküşü
Ermenistan'ın Moskova'dan uzaklaşması, Putin'in etki alanının daralmasının en son örneği. Ukrayna'nın Rus yörüngesinden çıkması, Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya katılması, Orta Asya'daki eski Sovyet cumhuriyetlerinin çok yönlü dış politika benimsemesi, Rusya'nın bölgesel nüfuzunun zayıfladığını gösteren diğer işaretler. Özellikle Kazakistan, Rusya'ya mesafeli durarak Batı ile iş birliğini artırırken, Özbekistan da benzer bir yol izliyor. Bu ülkeler, Ukrayna savaşının Rusya'nın askeri ve ekonomik kapasitesini test ettiğini görerek kendilerini güvence altına almak için yeni denge arayışlarına giriyor.
Putin'in 'Rus dünyası' söylemi, sadece eski Sovyet coğrafyasında değil, küresel ölçekte de cazibesini kaybediyor. BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda Rusya'nın rolü olsa da, Çin ve Hindistan gibi büyük güçler kendi çıkarlarını önceliyor. Rusya'nın enerji silahı olarak kullandığı doğalgaz ve petrol, Avrupa'nın alternatif kaynaklara yönelmesiyle etkisini yitiriyor. Bu tablo, Putin'in hem bölgesel hem de küresel düzeyde giderek yalnızlaştığını ve manevra alanının daraldığını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ermenistan'ın Rusya'dan uzaklaşması, Türkiye'nin Güney Kafkasya politikası açısından önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye, Azerbaycan ile stratejik ortaklığını pekiştirirken, Ermenistan ile normalleşme sürecini hızlandırabilir. Bu gelişme, Ankara'nın bölgede arabulucu ve dengeleyici güç rolünü güçlendirebilir. Ancak Rusya'nın bu bölgeden tamamen çekilmesi, İran'ın etkisini artırabileceği için dikkatli bir denge politikası izlenmeli. Türkiye, hem Batı ittifakı içindeki konumunu korumak hem de Moskova ile ilişkilerini tamamen bozmamak için kademeli ve hesaplı adımlar atmalıdır. Aksi halde, bölgesel krizlerde Türkiye'nin hareket alanı sınırlanabilir.