Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna savaşında stratejik olarak köşeye sıkışmış durumda. Ancak Batı'nın tüm baskılarına rağmen geri adım atmaya niyeti yok; aksine, savaşı daha da tırmandırmayı planlıyor. Putin'in bu tutumu, Rusya'nın köklü 'gangster siyaseti' anlayışına dayanıyor: Güç kaybı, lider için kabul edilemez bir zayıflık işareti olarak görülüyor ve bu durumda en olası senaryo, çatışmanın daha da şiddetlenmesi.
Gelişmenin Arka Planı
Ukrayna savaşı, Şubat 2022'de başladığından bu yana binlerce can aldı ve milyonlarca insanı yerinden etti. Putin, savaşın başında Kiev'i hızla ele geçirmeyi umuyordu; ancak Ukrayna'nın direnişi ve Batı'nın askeri desteği sayesinde bu plan başarısız oldu. Cephe hattında Rus ordusu şu anda savunmada; Ukrayna'nın sonbaharda başlattığı karşı taarruzlar, Harkiv ve Herson bölgelerinde Rus mevzilerini geriletti. Putin, bu kayıpları kişisel bir prestij meselesi haline getirmiş durumda ve geri çekilme ya da müzakere masasına oturma seçenekleri, Kremlin'in iç dinamikleri açısından neredeyse imkânsız görünüyor.
Kremlin'deki güç yapısı, kişisel sadakat ve patronaj ilişkileri üzerine kurulu. Putin'in iktidarı, ona bağlı oligarklar ve güvenlik bürokrasisinin desteğine dayanıyor. Bu sistemde, zayıflık göstermek, bir liderin devrilmesine neden olabilir. Rus siyasetindeki 'gangster' kültürü, anlaşmazlıkların güç kullanarak çözülmesini ve kaybedenlerin acımasızca cezalandırılmasını öngörüyor. Bu nedenle Putin, Ukrayna'da bir yenilgiyi kabul etmek yerine, savaşı genişletmeyi ve daha sert önlemler almayı tercih ediyor.
Putin'in son hamleleri bu yaklaşımın göstergesi. Kısmi seferberlik ilan ederek orduya yüz binlerce yedek asker çağırdı; enerji silahı olarak Avrupa'ya gaz akışını kesti; Zaporijya Nükleer Santrali'ni askeri üs olarak kullanarak uluslararası toplumu endişelendirdi; ve Belarus topraklarını ikinci bir cephe olarak kullanma tehdidinde bulundu. Ayrıca, Ukrayna'nın enerji altyapısına yönelik füze saldırılarını artırarak, sivil halkı kış aylarında zor durumda bırakmayı hedefliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Rusya'nın savaşı tırmandırma ihtimali, sadece Ukrayna için değil, tüm Avrupa ve küresel güvenlik mimarisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. NATO, doğu kanadına ek askeri yığınak yaparak yanıt verdi; Polonya ve Baltık ülkeleri, Rusya'nın olası bir hamlesine karşı alarm durumunda. ABD ve Avrupa Birliği, Ukrayna'ya mali ve askeri desteği artırırken, aynı zamanda Rusya'ya yönelik yaptırımların kapsamını genişletiyor.
Ancak Putin, Batı'nın birliğini sınamak için çeşitli araçlar kullanıyor. Enerji krizi, Avrupa'da toplumsal huzursuzluğu tetikleyebilir; göç dalgaları, ülkeler arasında gerilime yol açabilir; ve dezenformasyon kampanyaları, Batı demokrasilerinde siyasi kutuplaşmayı derinleştirebilir. Rusya'nın Çin, İran ve Kuzey Kore ile yakınlaşması, Batı'nın yaptırım politikasının etkinliğini sınırlıyor. Bu durum, küresel güç dengelerinde kalıcı bir değişime işaret ediyor: Tek kutuplu dünya düzeni zayıflarken, çok kutuplu bir sistemin inşası hızlanıyor.
Putin'in savaşı tırmandırma planları, Belarus üzerinden yeni bir cephe açmayı içerebilir. Belarus Devlet Başkanı Alexander Lukaşenko, Rusya'ya topraklarını kullandırtmış durumda; ancak Belarus ordusunun savaşa doğrudan katılımı, ülkeyi de NATO'nun hedefi haline getirebilir. Bu riskli bir oyun: Rusya, Belarus'u kaybetme pahasına bu yola başvurabilir. Ayrıca, Rusya'nın nükleer silah kullanma tehditleri, Soğuk Savaş'tan bu yana ilk kez bu kadar ciddi şekilde dile getiriliyor; bu durum, uluslararası toplumda derin bir endişe yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında hassas bir denge politikası izliyor. Ankara, hem Moskova hem de Kiev ile ilişkilerini sürdürürken, Karadeniz'deki güvenlik dengelerini gözetiyor. Putin'in savaşı tırmandırması, Türkiye'nin güvenlik çıkarıları açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir. Tahıl koridoru anlaşması, küresel gıda güvenliği için kritik önemdeydi; çatışmanın şiddetlenmesi, bu anlaşmanın geleceğini tehlikeye atabilir ve Türkiye'yi de etkileyen göç dalgalarını artırabilir. Ayrıca, Rusya'nın Suriye'deki varlığı ve Libya'daki etkisi, Ankara'nın bölgesel çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı; bu yüzden Türkiye, savaşın sonuçlarına kayıtsız kalamaz. Türk dış politikası, müzakereci ve arabulucu bir rol üstlenerek, gerilimi düşürmeye yönelik çabalarını sürdürmek zorunda.