Ortadoğu, uzun süredir ideolojik çizgilerle bölünmüş bir bölge olarak anılıyor. Ancak son dönemde, Filistin meselesinde yaşanan trajediler ve bölgesel güç dengelerindeki değişim, devletleri pragmatik bir eksen etrafında birleşmeye itebilir. Uzmanlara göre, bu pragmatik eksen, Arap dünyası, Türkiye ve İran'ı içeren geniş bir ittifak ağına dönüşebilir. Peki bu olasılık gerçekçi mi? Bölgesel güçlerin çıkar çatışmaları bu birleşmeyi ne kadar zorlaştırıyor? Bu soruların yanıtları, Ortadoğu'nun geleceğini belirleyecek gibi görünüyor.
Gelişmenin arka planı: Pragmatik eksen fikrinin doğuşu
Ortadoğu'da pragmatik bir eksen fikri, özellikle son yıllarda artan bölgesel krizlerle birlikte yeniden gündeme geldi. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve Batı Şeria'daki işgal politikaları, İslam ülkelerini ortak bir tavır almaya zorladı. Bu çerçevede, Suudi Arabistan ve İran arasındaki diplomatik normalleşme, bölgede yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini düzeltme çabaları, bu pragmatik eksenin oluşumuna zemin hazırlıyor.
Ancak bu eksenin ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışmalı. Özellikle Suudi Arabistan ile İran arasındaki güven sorunu, bölgesel rekabetlerin derinliğini gösteriyor. Yine de, pragmatik yaklaşımın öncüleri, ideolojik farklılıkların bir kenara bırakılarak ortak çıkarların önceliklendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu bağlamda, Filistin davası, bölge ülkelerini birleştiren en güçlü ortak payda olarak öne çıkıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Jeopolitik denklemler değişiyor
Pragmatik bir eksenin oluşması, sadece Ortadoğu'yu değil, küresel güç dengelerini de etkileyebilir. ABD'nin bölgeden askeri olarak çekilme eğilimi, Rusya'nın Ukrayna savaşıyla meşgul olması ve Çin'in artan ekonomik nüfuzu, bölgesel aktörlere daha fazla manevra alanı sağlıyor. Bu ortamda, Türkiye, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin kendi aralarında denge arayışlarına girmesi kaçınılmaz görünüyor.
Öte yandan, bu eksenin NATO ve Batı ittifakıyla ilişkileri de yeniden tanımlayabilir. Türkiye'nin NATO üyeliği, pragmatik eksen içindeki konumunu belirlerken, Batı'nın Arap ülkeleriyle olan geleneksel bağları da bu yeni yapılanmadan etkilenebilir. Uzmanlar, pragmatik eksenin doğrudan bir karşıt blok oluşturmaktan ziyade, bölgesel sorunlara çözüm üretme kapasitesiyle dikkat çektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, pragmatik eksenin oluşumunda kilit bir rol oynayabilir. Son yıllarda Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirme adımları, Ankara'nın bu eksene liderlik etme potansiyelini gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu artırırken, Batı ile olan ilişkilerinde de yeni bir denge kurmasını gerekli kılıyor. Enerji koridorları ve ticaret yollarındaki konumu, Türkiye'yi bu eksenin doğal bir merkezi haline getiriyor. Ancak Ankara'nın, özellikle İran ve Suudi Arabistan'ın tarihsel rekabetini yönetme kapasitesi, bu sürecin başarısı için belirleyici olacak. Türkiye'nin pragmatik eksene katkısı, hem bölgesel istikrar hem de kendi dış politika hedefleri açısından stratejik bir önem taşıyor.