İngiliz düşünce kuruluşu Policy Exchange, yayımladığı bir raporda 'İslamopopülizm' kavramını ortaya atarak, Müslüman Kardeşler başta olmak üzere bazı İslamcı hareketleri popülist olarak tanımladı. Ancak bu kavram, Ortadoğu'daki mevcut siyasi dinamikleri anlamaktan ziyade, belirli bir siyasi gündemi meşrulaştırmak için kullanılıyor. Raporda, Müslüman Kardeşler'in demokratik süreçleri kullanarak iktidara geldiği dönemlerin 'popülist' olarak nitelendirilmesi, aslında Batı'nın bu tür hareketlere karşı tarihsel tutumunu yansıtıyor.
Raporun arka planı ve tartışmalı iddialar
Policy Exchange'in raporu, özellikle Mısır ve Tunus'taki İslamcı partilerin 'popülist' olarak sınıflandırılmasıyla dikkat çekiyor. Raporda, bu partilerin 'halk iradesi' söylemini kullanarak otoriterleştiği iddia ediliyor. Ancak eleştirmenler, bu tanımın Batılı düşünce kuruluşlarının İslamcı hareketleri şeytanlaştırma çabasının bir parçası olduğunu belirtiyor. Örneğin, Mısır'da Muhammed Mursi döneminde Müslüman Kardeşler'in kazandığı seçimlerin ardından yaşanan askeri darbe, bu raporda 'popülist aşırılıklara' bir tepki olarak sunuluyor. Oysa darbe, bölgedeki demokratik süreçleri sekteye uğratan önemli bir olaydı.
Raporun en çarpıcı iddiası ise 'İslamopopülizm'in terörizmle bağlantılı olduğu yönünde. Policy Exchange'e göre, bu hareketler popülist söylemleriyle şiddet içeren gruplara zemin hazırlıyor. Ancak bu iddia, olgusal temellere dayanmaktan ziyade ideolojik bir çerçeve sunuyor. Örneğin, Tunus'taki Ennahda hareketi, son yıllarda şiddeti reddederek demokratik sürece entegre olmayı başarmıştır. Rapor, bu tür farklılaşmaları göz ardı ederek tüm İslamcı hareketleri aynı kefeye koyuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Policy Exchange'in bu raporu, aslında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinin Müslüman Kardeşler karşıtı politikalarını meşrulaştırma amacı taşıyor. Zira BAE, özellikle İslamcı hareketlerin bölgedeki etkisini azaltmak için kapsamlı bir lobi faaliyeti yürütüyor. Policy Exchange'in bu raporda BAE'den fon almış olması da bu bağlamda anlamlı. Raporda, Müslüman Kardeşler'in 'popülist' olarak nitelendirilmesi, aslında bölgedeki otoriter rejimlerin muhalif hareketleri bastırmak için kullandıkları bir söylemsel araç haline geliyor.
Küresel düzeyde ise bu rapor, Batılı düşünce kuruluşlarının İslamcı hareketlere yönelik ‘şüpheci’ yaklaşımını yansıtıyor. Özellikle 11 Eylül sonrası dönemde, İslamcılık Batı'da neredeyse terörizmle eşdeğer görülmeye başlamıştı. Policy Exchange'in 'İslamopopülizm' kavramı terörizm bağlantısını güçlendirilmiş bir versiyon olarak öne çıkıyor. Oysa gerçekte, İslamcı hareketlerin büyük çoğunluğu şiddeti reddediyor ve demokratik süreçlere katılım yoluyla siyasi hedeflerine ulaşmayı amaçlıyor. Bu nedenle, raporun yaklaşımı bölgedeki gerçekliği yansıtmaktan çok, belirli bir siyasi çıkarı öne çıkarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu raporda hedef alınan İslamcı hareketlerle yakın tarihte ilişki kurmuş bir ülke olarak dikkat çekiyor. Türkiye'nin Müslüman Kardeşler ile olan bağları, raporun 'İslamopopülizm' kavramını Türk dış politikası açısından da sorgulanır kılıyor. Raporun özellikle Mısır'daki darbe sonrası Türkiye'nin Müslüman Kardeşler'e verdiği desteği eleştirmesi, iki ülke arasındaki gerginliğin bir yansıması. Öte yandan, 'İslamopopülizm' kavramı Türkiye'nin kendi siyasi deneyimlerine de yabancı değil; 2016 darbe girişimi sonrası hükümetin popülist söylemleri artırması, bu kavramın Türkiye iç siyasetini anlamak için de bir araç olarak kullanılabileceğini gösteriyor. Ancak bu kavramın Batı merkezli ve ideolojik bir araç olduğu unutulmamalı.