İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin uluslararası toplumla diyaloğa açık olduğunu ancak bölgesel bölünmelere karşı durduğunu açıkladı. Orta Doğu'daki istikrarsızlığın arttığı bir dönemde yapılan bu açıklama, Tahran'ın diplomasiye verdiği önemi vurgularken, bölgesel gerilimlerin daha da derinleşmemesi çağrısında bulunuyor. Pezeşkiyan'ın bu sözleri, özellikle İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konusundaki uluslararası endişelerin gölgesinde geldi. Yeni hükümetin mesajı, hem Batı'ya hem de bölge ülkelerine yönelik bir denge unsuru olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz ay yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformist bir aday olarak öne çıkmış ve İran'ın yeni Cumhurbaşkanı seçilmişti. Pezeşkiyan, seçim kampanyası boyunca daha açık bir dış politika izleyeceğini ve nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için çaba göstereceğini vaat etmişti. Bu bağlamda, son açıklamaları seçim vaatleriyle örtüşüyor. İran, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın (JCPOA) yeniden yürürlüğe girmesi için görüşmelerin sürdüğü bir dönemde, ancak müzakerelerde henüz somut bir ilerleme kaydedilmiş değil. Tahran yönetimi, bir yandan da nükleer programını geliştirmeye devam ediyor. Bu durum, uluslararası toplumun İran'a yönelik yaptırımlarının devam etmesine neden oluyor. Pezeşkiyan'ın diyalog vurgusu, aynı zamanda İran'ın bölgedeki müttefikleriyle olan ilişkilerini de şekillendiriyor; ülke, Yemen'deki Husiler, Suriye'deki Beşar Esed rejimi ve Lübnan'daki Hizbullah'a verdiği destekle biliniyor.
İran'ın bölgesel politikaları, özellikle Suudi Arabistan ile son dönemde yaşanan normalleşme süreciyle birlikte farklı bir boyut kazanmıştı. İki ülke, Çin arabuluculuğunda 2023 yılında diplomatik ilişkilerini yeniden tesis etmişti. Ancak, bölgesel güç mücadelesi ve mezhepsel gerilimler hala önemli bir sorun olarak duruyor. Pezeşkiyan'ın 'bölgesel bölünmelere karşı' ifadesi, bu bağlamda, İran'ın mezhepsel ayrışmaların derinleştirilmesine karşı olduğu ve ümmetin birliğini önemsediği mesajını taşıyor. Bu söylem, Tahran'ın geleneksel devrimci söylemiyle uyumlu olsa da, yeni hükümetin bu konudaki yaklaşımının daha kucaklayıcı olup olmayacağı merak konusu.
Bölgesel veya küresel boyut
İran'ın bu açıklaması, Orta Doğu'daki dengeleri yakından ilgilendiriyor. Bölgede bir yandan İsrail-Filistin çatışmasının gölgesi sürerken, diğer yandan Körfez ülkeleriyle İran arasındaki rekabet devam ediyor. İran'ın nükleer programı, İsrail için bir tehdit olarak görülürken; Suudi Arabistan, kendi güvenliğini sağlamak için Batı ile işbirliğini artırıyor. Diğer yandan İran'ın Rusya ile yakınlaşması, Batı'nın endişelerini artırıyor. Ukrayna savaşı nedeniyle İran'ın Rusya'ya insansız hava aracı sağladığı biliniyor. Bu, İran'ın uluslararası alanda daha da yalnızlaşmasına yol açarken, Pezeşkiyan hükümetinin diyalog söylemi, bu yalnızlaşmayı kırmaya yönelik bir adım olarak okunabilir. Ayrıca, İran'ın ekonomik sıkıntıları, yaptırımlar ve iç protestolarla boğuştuğu bir süreçten geçiyor. Bu nedenle, yeni hükümetin dış politikada daha yapıcı bir dil kullanması, ekonomik çıkarlar açısından da elzem görünüyor.
Pezeşkiyan'ın açıklamaları, aynı zamanda ABD ile nükleer müzakerelerin seyrine dair bir işaret olarak yorumlanıyor. Biden yönetimi, İran'la nükleer anlaşmaya geri dönmek istediğini birçok kez dile getirmişti, ancak müzakereler bir süredir duraklamış durumda. İran'ın yeni Cumhurbaşkanı'nın Batı ile diyalog vurgusu, bu süreçte bir pencere açabilir. Ancak analistler, İran'daki muhafazakar güçlerin reformist hükümetin elini zayıflatabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın bölgesel istikrar ve bölünme riskine dair açıklamaları, Türkiye açısından da kritik bir önem taşıyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşmanın yanı sıra, Suriye ve Irak'ta farklı tarafları desteklediği için iki ülke arasında zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanıyor. Özellikle İran'ın PKK/PYD'ye yönelik tutumu ve ABD'nin bölgedeki varlığına ilişkin algılar, Ankara-Tahran ilişkilerinde belirleyici faktörler arasında. Bu yüzden Tahran'ın diyaloğa açık bir tutum benimsemesi, Türkiye ile İran arasındaki müzakereleri kolaylaştırabilir. Öte yandan, İran'ın nükleer programı ve Batı ile yaşadığı gerginlik, bölgede tansiyonu yükseltebilir ve Türkiye'nin güvenliğini etkileyebilir. Türkiye'nin, İran'ın yaptırımlara tabi tutulmasının bölgesel ekonomik sonuçlarını da göğüslemek zorunda kalması söz konusu.