Gelişen piyasalar bu yıl savaş, 100 doları aşan petrol fiyatları ve artan ABD Hazine tahvil getirilerine meydan okudu. ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artırımı endişelerine rağmen yatırımcılar, bu yılki rallinin devam etmesi için nedenler görüyor. Küresel ekonomik belirsizliklere karşın gelişen piyasa varlıkları, jeopolitik riskleri ve para politikası sıkılaşmasını şaşırtıcı bir dayanıklılıkla göğüsledi.
Gelişen Piyasaların Dayanıklılığı
Yılın başından bu yana gelişen piyasalar, Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı emtia şokuna, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkmasına ve ABD 10 yıllık Hazine tahvil getirilerinin yükselmesine rağmen istikrarlı bir performans sergiledi. MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi, gelişmiş piyasalara kıyasla bazı dönemlerde daha iyi getiri sağladı. Uzmanlar, bu direncin arkasında birkaç faktörün yattığını belirtiyor: emtia ihracatçısı ülkelerin yüksek petrol fiyatlarından kazanç sağlaması, Çin'in ekonomik teşvikleri ve gelişen piyasa merkez bankalarının faiz artırımlarında Fed'den daha erken davranmış olması.
Özellikle Latin Amerika ve Orta Doğu'daki bazı ülkeler, yüksek emtia fiyatları sayesinde cari açıklarını finanse etme imkânı buldu. Asya'da ise imalat sanayii ve teknoloji ihracatı, küresel talepteki yavaşlamaya rağmen dirençli kaldı. Yatırımcılar, gelişen piyasa tahvillerinin cazip reel getiriler sunduğunu ve yerel para birimlerinin aşırı değer kaybının ardından toparlanma potansiyeli taşıdığını düşünüyor.
Fed Riski ve Para Politikası
ABD'de enflasyonun beklenenden yüksek seyretmesi, Fed'in faiz artırımlarını hızlandırabileceği endişesini artırdı. Fed'in şahinleşmesi, genellikle gelişen piyasalardan sermaye çıkışına ve doların güçlenmesine yol açar. Ancak bu kez, birçok gelişen piyasa merkez bankası politika faizlerini çoktan yükseltmiş durumda. Brezilya, Rusya, Meksika ve Türkiye gibi ülkeler, Fed'den önce sıkılaştırmaya giderek reel getirilerini pozitif bölgeye taşıdı. Bu da Fed'in olası faiz artırımlarının yaratacağı şokun etkisini sınırlayabilir.
Ayrıca, gelişen piyasalara yönelik sermaye akımları son aylarda dalgalı olsa da, doğrudan yatırımlar ve portföy girişleri tamamen durmuş değil. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) verilerine göre, gelişen piyasalara yönelik portföy akımları 2022'nin ilk çeyreğinde ılımlı bir toparlanma gösterdi. Yatırımcılar, jeopolitik riskleri fiyatladıklarını ve bazı varlıkların halen cazip değerleme seviyelerinde olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gelişen piyasaların direnci, küresel ekonominin parçalanma riskine karşı bir denge unsuru oluşturuyor. ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimleri ve Rusya'ya uygulanan yaptırımlar, tedarik zincirlerini yeniden şekillendirirken, bazı gelişen ülkeler bu dönüşümden fayda sağlıyor. Örneğin, Vietnam, Hindistan ve Meksika, üretim kaymalarından pay alarak ihracatlarını artırdı. Emtia ihracatçısı ülkeler ise yüksek enerji fiyatlarından ek gelir elde etti.
Ancak riskler de yok değil. Küresel büyümede yavaşlama, Çin'deki emlak krizi ve jeopolitik gerilimlerin tırmanması, gelişen piyasa varlıkları üzerinde baskı oluşturabilir. Yine de birçok analist, gelişen piyasaların bu yıl için hâlâ cazip bir yatırım alternatifi olduğunu savunuyor. Özellikle yüksek reel faiz oranları ve düşük değerlemeler, uzun vadeli yatırımcılar için fırsatlar sunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, gelişen piyasalar içinde Fed riskine karşı en hassas ülkelerden biri. Yüksek dış borç çevrim ihtiyacı, kronik cari açık ve enflasyonla mücadele, Fed'in faiz artırımlarının TL üzerinde baskı yaratmasına neden olabilir. Ancak Türkiye, faiz politikasında farklı bir yol izleyerek politika faizini düşürse de, mevcut makro ihtiyati tedbirler ve sermaye kontrolleri benzeri uygulamalarla kur istikrarını korumaya çalışıyor. Emtia fiyatlarındaki yükseklik, enerji ithalatçısı Türkiye'nin dış ticaret açığını artırırken, turizm gelirleri ve ihracat pazarlarındaki çeşitlilik dengeleyici rol oynuyor. Fed'in sıkılaşması, Türkiye'nin dış finansman maliyetini yükseltebilir ve doğrudan yatırım girişlerini yavaşlatabilir. Bu nedenle Türkiye, ekonomik diplomasi ve bölgesel ticaret anlaşmalarıyla riskleri dengelemeye çalışacaktır.