Paris merkezli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından yürütülen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2022 sonuçları, küresel çapta 15 yaşındaki öğrencilerin matematik, fen ve okuma becerilerinde tarihi bir düşüş olduğunu gösterdi. Özellikle matematik alanındaki ortalama puan, 2018'e kıyasla 15 puan azalarak 472'ye geriledi. Bu düşüş, pandemi sonrası eğitim sistemlerinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunları gözler önüne seriyor. Uzmanlar, temel bilgi eksikliği, azalan dikkat süresi ve olumsuz zihniyetin bu gerilemede kritik rol oynadığını belirtiyor.
Pandemi Sonrası Eğitimde Derinleşen Kriz
PISA 2022, 81 ülkeden yaklaşık 690 bin öğrencinin katılımıyla gerçekleştirildi. Sonuçlar, Kovid-19 salgınının eğitim üzerindeki yıkıcı etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Salgın döneminde uzaktan eğitime geçiş, öğrencilerin temel becerilerden yoksun kalmasına yol açtı. Özellikle dezavantajlı gruplar, öğretmen desteğinden ve sosyal etkileşimden mahrum kaldı. Matematikteki düşüş, sadece salgına bağlanamayacak kadar geniş bir soruna işaret ediyor; zira 2018'den önce de birçok ülkede puanlar durgundu veya geriliyordu. OECD Eğitim Direktörü Andreas Schleicher, "Bu düşüş, eğitim sistemlerinin temel bilgi aktarımındaki başarısızlığını gösteriyor. Öğrenciler, karmaşık problemleri çözmek için gereken temel bilgiden yoksun" dedi.
Dikkat süresindeki azalma da çarpıcı boyutlarda. Dijital cihazların aşırı kullanımı, sosyal medya bağımlılığı ve kısa video formatlarının yaygınlaşması, gençlerin odaklanma yeteneğini zayıflatıyor. Araştırmalar, 15 yaşındaki öğrencilerin ortalama dikkat süresinin son on yılda %30 azaldığını gösteriyor. Ayrıca, öğrencilerin okula ve öğrenmeye yönelik tutumları da olumsuz yönde değişiyor. PISA verilerine göre, öğrencilerin %25'i okulda kendilerini yalnız ve dışlanmış hissediyor; bu oran 2018'de %17 idi. Zihniyet faktörü, yani öğrencilerin başarıya inançları ve motivasyonları, akademik performansı doğrudan etkiliyor.
Ekonomik açıdan bakıldığında, eğitimdeki bu gerileme, uzun vadede iş gücü verimliliğini ve ekonomik büyümeyi tehdit ediyor. Dünya Bankası tahminlerine göre, mevcut öğrenme kayıpları nedeniyle küresel GSYİH, 2040 yılına kadar yıllık 1,5 trilyon dolar kaybedebilir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için bu durum, nitelikli iş gücü açığını derinleştirerek orta gelir tuzağı riskini artırıyor.
Küresel Eğitim Politikaları ve Gelecek Perspektifi
PISA sonuçları, ülkelerin eğitim politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Estonya, Japonya ve Singapur gibi ülkeler, öğretmen eğitimine yaptıkları yatırımlar ve müfredat reformlarıyla dikkat çekiyor. Estonya, dijital okuryazarlığı temel müfredata entegre ederek ve öğretmenlere yüksek düzeyde özerklik tanıyarak matematik ve fen alanında Avrupa'nın en iyisi konumunda. Buna karşın, birçok Batı ülkesi, öğretmen eksikliği ve altyapı yetersizliğiyle boğuşuyor. ABD'de matematik puanları 2018'e göre 13 puan düşerek 465'e geriledi; bu, ülkenin son yirmi yıldaki en düşük performansı.
Uzmanlar, çözümün sadece daha fazla teknoloji veya daha uzun okul saatleri olmadığını vurguluyor. Temel bilgiye geri dönüş, öğretmen destek programları ve sosyal-duygusal öğrenme gibi yaklaşımlar öne çıkıyor. Ayrıca, ebeveynlerin eğitime katılımı ve okul dışı öğrenme ortamlarının güçlendirilmesi gerekiyor. OECD, ülkeleri "öğrenme kaybını telafi etmek için hedefli programlar" başlatmaya çağırıyor.
Küresel boyutta, eğitimdeki bu gerileme, iş gücü piyasasında vasıf uyumsuzluğunu artırarak sosyal eşitsizliği derinleştirebilir. Düşük gelirli ülkelerde, öğrenme kayıpları daha da büyük; Sahra Altı Afrika'da birçok öğrenci temel okuma becerilerinden bile yoksun. Bu durum, küresel ekonomik büyümeyi ve istikrarı tehdit eden bir faktör olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, PISA 2022'de matematikte 453 puanla OECD ortalamasının altında kaldı; ancak 2018'e göre 1 puanlık artışla hafif bir iyileşme gösterdi. Yine de fen ve okuma alanlarında düşüş yaşandı. Bu tablo, Türkiye'nin eğitim sistemindeki yapısal sorunları ve pandemi sonrası telafi mekanizmalarının yetersizliğini yansıtıyor. Özellikle deprem bölgesindeki okulların altyapı sorunları ve öğretmen açığı, öğrenme kayıplarını derinleştirebilir. Eğitimdeki bu gerileme, Türkiye'nin nitelikli iş gücü yetiştirme kapasitesini zayıflatarak ekonomik büyümeyi ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, genç nüfusun beceri eksikliği, işsizlik oranını artırabilir ve sosyal huzursuzluk riskini beraberinde getirebilir. Politika yapıcıların, erken çocukluk eğitimi, öğretmen eğitimi ve dijital okuryazarlık gibi alanlara öncelik vermesi kritik önem taşıyor. Aksi halde, küresel ekonomideki yavaşlama ve jeopolitik risklerle birleşen eğitim krizi, Türkiye'nin uzun vadeli kalkınma hedeflerini tehlikeye atabilir.