Peru'da 2024 yılı temmuz ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Keiko Fujimori, ülkenin yeni lideri olarak göreve başladı. Ancak Fujimori’nin iktidara gelişi, özellikle demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusunda ciddi endişeleri beraberinde getirdi. Fujimori, babası Alberto Fujimori döneminde uygulanan otoriter politikaların mirasçısı olarak görülüyor ve seçim kampanyasında yargı sistemine müdahale, medya baskısı ve muhalefeti sindirme vaatleriyle eleştiri oklarına hedef olmuştu.
Gelişmenin arka planı: Fujimori hanedanlığının yükselişi
Keiko Fujimori, 1990-2000 yılları arasında Peru’yu yöneten Alberto Fujimori’nin kızıdır. Alberto Fujimori, ülkeyi sert bir anti-terör politikası ve neoliberal ekonomik reformlarla yönetmiş, ancak yolsuzluk, insan hakları ihlalleri ve otoriter yönetimi nedeniyle 2009’da 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Keiko Fujimori, ilk kez 2011’de cumhurbaşkanlığına aday olmuş, 2016 ve 2021 seçimlerinde de yarışmış ancak her seferinde az farkla kaybetmiştir. 2024 seçimlerinde ise rakiplerine karşı net bir zafer elde etmiştir. Fujimori’nin zaferi, Peru’nun son yıllarda yaşadığı siyasi istikrarsızlık ve kurumsal çöküş ortamında gerçekleşmiştir. 2016’dan bu yana ülke, altı farklı cumhurbaşkanı ve sürekli değişen hükümetlerle yönetilmiş, parlamento ile yürütme arasındaki gerginlikler derinleşmiştir.
Fujimori’nin seçim vaatleri arasında yargı reformu, güvenlik önlemlerinin artırılması ve ekonomik büyümenin hızlandırılması yer alıyordu. Ancak eleştirmenler, “yargı reformu” adı altında bağımsız yargıçların görevden alınması ve Fujimori ailesine yakın isimlerin atanması planlandığını iddia etmektedir. Ayrıca Fujimori’nin, babasının affedilmesi için çalışacağı yönündeki açıklamaları, insan hakları örgütleri ve mağdur aileleri tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Alberto Fujimori halen cezaevinde olmasına rağmen, sağlık sorunları gerekçesiyle ev hapsine alınmıştır.
Peru’da demokrasi endişeleri yeni değildir. Ülke, 1990’lardaki otoriter yönetimin yanı sıra, 2000’lerin başındaki geçiş süreci ve son yıllardaki siyasi krizlerle sarsılmıştır. Fujimori’nin seçilmesi, bu kırılgan demokrasinin daha da otoriterleşeceği korkusunu körüklemiştir. Özellikle yüksek yargı organlarına yapılacak atamalar ve anayasa değişikliği planları, demokrasi yanlısı kesimler için alarm zilleri çalmaktadır.
Bölgesel ve küresel boyut: Latin Amerika’da sağ dalga mı?
Keiko Fujimori’nin iktidara gelişi, Latin Amerika’da son yıllarda yükselen sağ popülizm dalgasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Brezilya’da Jair Bolsonaro, Arjantin’de Javier Milei gibi isimler, sağ popülist söylemlerle iktidara gelmişlerdir. Fujimori de benzer bir şekilde, “düzen ve güvenlik” vaadiyle, yolsuzlukla mücadele ve ekonomik istikrar söylemlerini kullanmıştır. Ancak Fujimori’nin babasının geçmişi, ona karşı güvensizlik yaratmaktadır. Bölgedeki diğer ülkeler, özellikle sol eğilimli hükümetler (Meksika, Kolombiya, Şili) Fujimori’nin zaferini endişeyle izlemektedir.
Uluslararası toplum, Fujimori’nin demokrasiye saygı göstereceği yönündeki vaatlerine temkinli yaklaşmaktadır. ABD ve Avrupa Birliği, seçim sürecini izlemiş ve Fujimori’nin insan hakları ve hukukun üstünlüğüne bağlı kalması çağrısında bulunmuştur. Ancak Fujimori’nin, Çin ve Rusya ile yakın ilişkiler geliştirebileceği yönündeki işaretler, Washington’da kaygı yaratmaktadır. Peru, zengin bakır ve lityum yataklarına sahip olması nedeniyle küresel madencilik şirketleri ve Çin için stratejik öneme sahiptir. Fujimori’nin ekonomi politikalarının, Çin’in Peru’daki yatırımlarını daha da artırabileceği tahmin edilmektedir.
Fujimori’nin ilk icraatları arasında, yüksek mahkeme üyelerini değiştirme çabası, medyaya yönelik baskı ve muhalif belediyelere merkezi hükümet müdahalesi gibi adımlar yer almıştır. Bu durum, Peru’nun “hibrit rejim” olarak adlandırılan bir modele kaydığı yönünde endişeleri artırmıştır. Sivil toplum örgütleri ve üniversiteler, protestolar ve uluslararası kampanyalarla Fujimori yönetimine karşı direniş hazırlığı içindedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Peru’daki bu gelişme, Türkiye’nin Latin Amerika politikası ve küresel demokrasi tartışmaları açısından önem taşımaktadır. Türkiye, son yıllarda Latin Amerika ile ticari ve diplomatik ilişkilerini artırmış, Peru ile de karşılıklı ticaret hacmi 500 milyon dolara yaklaşmıştır. Fujimori yönetiminin otoriterleşme eğilimi, Türkiye’nin bölgedeki demokrasi ve insan hakları söylemine ters düşebilir. Ayrıca Peru’nun madencilik sektörü, Türk firmaları için potansiyel yatırım alanıdır; ancak siyasi istikrarsızlık ve hukuki belirsizlik, yatırım ortamını olumsuz etkileyebilir. Küresel ölçekte, Peru’daki demokrasi gerilemesi, benzer eğilimlerin olduğu ülkelerle birlikte, otoriterleşmenin sınır tanımadığına dair bir örnek teşkil etmektedir.