Peru, 6 Haziran Pazar günü düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu için sandık başına gidiyor. Seçim, Latin Amerika'da son yıllarda gözlemlenen muhafazakâr dalganın bir parçası olarak değerlendiriliyor. Yarışın favorileri arasında eski diktatör Alberto Fujimori'nin kızı Keiko Fujimori ile aşırı sağcı senarist Rafael López Aliaga bulunuyor. Her iki aday da halkın ekonomik kaygılarına ve güvenlik taleplerine yanıt vermeye çalışırken, ülkedeki siyasi kutuplaşma giderek derinleşiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Peru'nun Siyasi Krizi ve Seçim Dinamikleri
Peru, son yıllarda siyasi istikrarsızlıkla boğuşuyor. 2016-2020 yılları arasında dört farklı cumhurbaşkanı görev yaptı ve eski cumhurbaşkanı Martín Vizcarra, yolsuzluk suçlamalarıyla görevden alındı. Bu ortamda Nisan ayında yapılan birinci tur seçimlerini kıl payı önde bitiren Keiko Fujimori, ikinci turda solcu aday Pedro Castillo ile karşılaştı. Ancak Castillo'nun sosyalist politikaları ve Venezuela yanlısı söylemleri, merkez sağ seçmende tedirginlik yarattı. Bu boşluğu değerlendiren aşırı sağcı Rafael López Aliaga, "Peru için Ulusal Birlik" vaadiyle seçmenleri etkilemeyi başardı. López Aliaga, kürtaj karşıtı, evlilik birliğini sadece kadın-erkek arasında tanıyan ve güvenlik güçlerine geniş yetkiler veren bir program sunuyor. Ekonomik olarak ise serbest piyasa yanlısı ancak devletin stratejik sektörlerde daha aktif olmasını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Latin Amerika'da Muhafazakâr Dalga
Peru seçimleri, Latin Amerika genelinde gözlemlenen siyasi yönelim değişikliğinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Bölgede son yıllarda Brezilya, Şili, Ekvador ve Kolombiya gibi ülkelerde sağ ve muhafazakâr partiler iktidara gelmişti. Özellikle Brezilya'da Jair Bolsonaro'nun zaferi, Peru'da da benzer bir popülist sağ dalganın yükselişine zemin hazırladı. Ekonomik durgunluk, yüksek suç oranları ve göçmen krizi, seçmenleri geleneksel siyasi partilerden uzaklaştırarak radikal çözümler sunan adaylara yöneltiyor. Peru'da seçim sonucu, bölgedeki siyasi bloklaşmayı da etkileyebilir. Fujimori veya López Aliaga'nın zaferi, ABD ve sağcı hükümetlerle daha yakın ilişkiler anlamına gelirken, Castillo'nun kazanması Venezuela ve Küba ile yakınlaşmayı beraberinde getirebilir. Ayrıca Çin'in bölgede artan etkisi, seçim sonrası ekonomi politikalarını da belirleyecek önemli bir faktör olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Peru seçimlerinin sonucu, Türkiye'nin Latin Amerika politikası açısından doğrudan değil ancak bölgesel dengeler üzerinden dolaylı etkiler yaratabilir. Türkiye, son yıllarda Latin Amerika ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Peru, Türkiye'nin Güney Amerika'daki önemli ticaret ortaklarından biridir. Ancak sağcı veya aşırı sağcı adayların iktidara gelmesi, Türkiye'nin bölgedeki sol hükümetlerle kurduğu yakın ilişkileri zorlaştırabilir. Öte yandan, herhangi bir yeni hükümetle pragmatik ilişkiler geliştirmek mümkündür. Bölgedeki sağ dalga, küresel güç mücadelesinde ABD'nin elini güçlendirirken, Çin ve Rusya'nın etkisini sınırlayabilir. Bu durum, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasında Latin Amerika'ya yönelik stratejilerini gözden geçirmesini gerektirebilir.