Çin Halk Cumhuriyeti, Japonya'nın Tayvan adasındaki 50 yıllık egemenliğinin sona ermesinin yıl dönümü olan 25 Ekim'i 'Tayvan Restorasyon Günü' ilan ederek resmi bir anma programı düzenledi. Başkent Pekin'de merkezi yönetime bağlı medya kuruluşları ve silahlı kuvvetler, geçen yıl 80. yıl dönümü vesilesiyle resmileştirilen bu tarihi, Tayvan'ın anakara ile yeniden birleşmesi çağrısını öne çıkaran bir propaganda kampanyasına dönüştürdü. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Tayvan politikasındaki kararlılığını yansıtan etkinlikler, adanın statüsüne ilişkin uluslararası tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Restorasyon Günü'nün Arka Planı ve Çin'in Resmi Tutumu
Tayvan, 1895'te Birinci Çin-Japon Savaşı'nın ardından imzalanan Şimonoseki Antlaşması ile Japonya'ya bırakılmıştı. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından 25 Ekim 1945'te Japon işgal yönetimi sona erdi ve ada fiilen Çin Cumhuriyeti yönetimine geçti. Çin Halk Cumhuriyeti, bu tarihi 'Tayvan'ın kurtuluşu' olarak nitelendiriyor ve adanın ayrılmaz bir parçası olduğu iddiasını bu olaya dayandırıyor. Geçen yıl, yani 2024'te, Pekin yönetimi 25 Ekim'i resmi bir anma günü olarak belirlemişti. Bu yılki etkinliklerde, anakara yönetimine bağlı yayın organları ve ordunun çeşitli birimleri eşgüdümlü açıklamalar yaparak 'tek Çin' ilkesini vurguladı. Devlet medyası, Tayvan'ın 'anavatanın ayrılmaz bir parçası' olduğunu hatırlatan yayınlar yaparken, silahlı kuvvetler de adanın savunmasına yönelik mesajlar verdi. Çin Savunma Bakanlığı'na bağlı kaynaklar, Tayvan Boğazı'ndaki askeri faaliyetlerin 'ulusal egemenliği koruma' amacı taşıdığını belirtti.
Çin'in Tayvan politikası, 1979'daki 'Tek Çin' ilkesi çerçevesinde şekilleniyor. Pekin, Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor ve adanın bağımsızlığını ilan etmesini kırmızı çizgi olarak kabul ediyor. Son yıllarda Tayvan'da iktidarda olan Demokratik İlerleme Partisi'nin (DPP) bağımsızlık yanlısı söylemleri, Pekin'in askeri ve diplomatik baskısını artırmasına yol açtı. Çin, Tayvan'a yönelik düzenli hava ve deniz devriyeleri düzenliyor, adanın uluslararası alanda tanınmasını engellemek için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Restorasyon Günü etkinlikleri, bu politikaların bir parçası olarak Tayvan kamuoyuna ve uluslararası topluma 'birleşme kaçınılmazdır' mesajı vermeyi amaçlıyor.
Tayvan'ın Yanıtı ve Bölgesel Dengeler
Tayvan yönetimi, Çin'in Restorasyon Günü'nü 'tarihi çarpıtma' olarak nitelendiriyor. Tayvan hükümeti sözcüleri, adanın fiilen kendi kendini yöneten bir demokrasi olduğunu ve Çin'in bu tür etkinliklerle Tayvan halkının iradesini yok saydığını savunuyor. Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te, göreve geldiğinden bu yana Çin'e karşı mesafeli bir çizgi izliyor ve adanın savunma kapasitesini güçlendirme taahhüdünde bulunuyor. Tayvan, son yıllarda ABD'den silah alımlarını artırmış durumda. Çin'in bu etkinlikleri, Tayvan'da 2024 seçimlerinin ardından artan gerginlik ortamında gerçekleşiyor. Uzmanlar, Çin'in Tayvan üzerindeki baskısını hem askeri hem de psikolojik düzeyde sürdüreceğini, ancak doğrudan bir çatışmadan kaçınabileceğini değerlendiriyor.
Uluslararası alanda Tayvan'ın statüsü tartışmalı. ABD ve birçok Batılı ülke 'Tek Çin' politikasını tanıyor ancak Tayvan'la gayri resmi ilişkilerini sürdürüyor ve adanın savunmasına destek veriyor. Çin, bu ülkelere Tayvan'la resmi ilişki kurmamaları konusunda baskı yapıyor. Son dönemde bazı ülkelerin Tayvan lehine açıklamaları, Pekin'in tepkisini çekmişti. Restorasyon Günü etkinlikleri, Çin'in bu konudaki hassasiyetini bir kez daha ortaya koydu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, resmi olarak 'Tek Çin' politikasını destekliyor ve Tayvan'ı Çin'in bir parçası olarak tanıyor. Ancak Ankara, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesinde artan jeopolitik rekabetten doğrudan etkilenmiyor. Yine de Tayvan Boğazı'ndaki gerilim, küresel tedarik zincirleri ve yarı iletken ticareti üzerinden Türkiye ekonomisini dolaylı yoldan etkileyebilir. Özellikle Tayvan, dünya çip üretiminin merkezi konumunda; olası bir kriz, teknoloji ürünleri ithalatını aksatarak Türk sanayisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, Çin ile artan ticari ilişkilerini dengelerken, ABD ve Batı ile ittifakını koruma arasında hassas bir denge gözetiyor. Tayvan meselesi, Türk dış politikasında doğrudan bir gündem maddesi olmasa da, küresel istikrar açısından takip edilmesi gereken bir başlık olarak öne çıkıyor. Bölgesel bir çatışma riski, enerji fiyatları ve küresel ticaret hacmi üzerinden Türkiye'ye yansıyabilir.