Eğer bir akşam PBS'in yayınlarını izlerseniz, hükümetin bu kuruma verdiği mali desteği kesme kararının ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlarsınız. Zira PBS, geçtiğimiz hafta NewsHour programında yayınladığı bir bölümle, sol eylemcileri öven ve ciddi hiçbir soru sormayan bir hikaye anlatıcılığı örneği sergiledi. Bu bölüm, izleyicilere tarafsız bir haber sunmak yerine, adeta bir eylem çağrısı gibi kurgulanmıştı.
Gelişmenin Arka Planı
Söz konusu segment, ABD'nin bir şehrinde düzenlenen bir davul çemberi etkinliğini konu alıyordu. Davul çemberleri, geçmişte sol eylemcilerin ve topluluk aktivistlerinin bir araya gelme biçimi olarak biliniyor. PBS muhabiri, etkinliği adeta bir festival havasında tasvir ederken, katılımcıların marjinal gruplara yönelik taleplerini ve sistem eleştirilerini sorgusuz sualsiz aktardı. Hikayede, eylemcilerin şikayetleri meşru kabul edilirken, karşıt görüşlere veya hükümet yetkililerinin yanıtlarına hiç yer verilmedi. Bu da gazetecilik etiği açısından ciddi bir tartışma başlattı.
Aslında PBS, uzun süredir muhafazakar çevreler tarafından sol eğilimli yayıncılık yapmakla suçlanıyor. Geçtiğimiz yıllarda da benzer tartışmalar yaşanmış, özellikle Trump yönetimi sırasında PBS'in bütçesinin kesilmesi gündeme gelmişti. Bu yeni bölüm ise, kurumun bu eleştirilere haklılık kazandırdığı tezini güçlendiriyor. Hükümetin PBS'e sağladığı yıllık yaklaşık 465 milyon dolarlık fon, özellikle muhafazakar milletvekillerinin hedefinde. Bu kesintinin amacı, tarafsız yayıncılığın teşvik edilmesi olarak açıklanıyor.
Ayrıca, PBS'in bu tür yayınlarla toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiği de öne sürülüyor. Davul çemberi gibi etkinliklerin sadece belirli bir siyasi görüşe sahip kitlelere hitap ettiği, toplumun geniş kesimlerini temsil etmediği belirtiliyor. Bu tür yayınların, devlet destekli bir kurumun tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmadığı savunuluyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu tartışma, yalnızca PBS'in geleceğini değil, aynı zamanda ABD'deki medya ortamının genel durumunu da ilgilendiriyor. Kamu yayıncılığı, birçok ülkede olduğu gibi ABD'de de demokratik bir işlev görüyor; ancak tarafsızlık tartışmaları her zaman gündemde. PBS'in bu son hamlesi, özellikle seçim dönemlerinde medyanın güvenilirliği konusundaki endişeleri artırıyor. Avrupa'da da benzer kamu yayıncıları, hükümet baskısı veya fon kesintileriyle karşı karşıya kalabiliyor. Örneğin, Birleşik Krallık'ta BBC'nin lisans ücretleri üzerindeki tartışmalar bu konuya örnek gösterilebilir.
Öte yandan, sosyal medyanın yükselişiyle birlikte geleneksel medya kuruluşlarının etkisi azalıyor; ancak devlet destekli olanlar hâlâ önemli bir izleyici kitlesine sahip. PBS'in bu tür yayınlar yapması, diğer medya kuruluşlarının da taraflı yayıncılığa yönelmesine zemin hazırlayabilir. Bu da toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren bir faktör olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye gibi birçok devletin kamu yayıncılığında tarafsızlık ilkesi büyük önem taşıyor. TRT'nin de zaman zaman benzer eleştirilere maruz kaldığı göz önüne alındığında, PBS örneğinin uluslararası medyada tartışma yaratması, kamu yayıncılarının bağımsızlık ve tarafsızlık konularında daha dikkatli olması gerektiğini gösteriyor. Türkiye'nin de medya alanındaki reform çalışmalarında, bu tür tartışmalar dikkate alınabilir. Ancak doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir yön bulunmuyor; daha çok küresel medya etiği bağlamında değerlendirmek mümkün.