ABD ordusu, Pasifik'te olası bir çatışmada ikmal hatlarının düşman saldırılarına açık olacağını kabul ederek, mühimmat, yedek parça, gıda, su ve enerji sevkiyatını güvence altına almak için insansız sistemlere yöneliyor. Jonathan'ın moderatörlüğünde Rune Technologies'den David Tuttle, HavocAI'dan Paul Lwin ve CACI'den Tom Garvey'in katıldığı bir panelde, dağınık bir gücün sürdürülebilirliği ve 'son insansız mil' konsepti ele alındı. Uzmanlar, geleneksel lojistik yöntemlerinin Pasifik coğrafyasında yetersiz kalacağını ve otonom çözümlerin kritik önem taşıdığını vurguladı.
Gelişmenin arka planı
ABD Savunma Bakanlığı'nın son yıllarda yayımladığı strateji belgeleri, Çin'in A2/AD (Anti-Access/Area Denial) kabiliyetlerinin, Pasifik'teki ABD üslerini ve ikmal koridorlarını hedef alacağını varsayıyor. Bu tehdit, geleneksel büyük ölçekli lojistik operasyonlarının sorgulanmasına yol açtı. Ordu, 'dağınık operasyonlar' konsepti çerçevesinde küçük birlikleri adalara yaymayı ve bu birliklerin otonom sistemlerle beslenmesini planlıyor. Panelde konuşan Tuttle, 'Pasifik'teki mesafeler ve ada coğrafyası, kamyon konvoyları veya demiryolu gibi klasik yöntemleri imkânsız kılıyor. İnsansız hava araçları ve deniz araçları, bu boşluğu doldurmak için en uygun seçenek.' dedi.
HavocAI'dan Lwin ise, 'son mil' kavramının sadece fiziksel mesafe değil, aynı zamanda iletişim ve enerji bağlantısı anlamına geldiğini belirtti. 'Bir insansız aracın bir adadan diğerine geçmesi, ama komuta merkeziyle bağlantısının kesilmesi durumunda ne olacağını düşünmeliyiz. Otonomluk ve dayanıklılık, bu sistemlerin tasarımında öncelikli olmalı.' şeklinde konuştu. CACI'den Garvey ise siber güvenlik boyutuna dikkat çekti: 'İnsansız lojistik ağları, düşmanın siber saldırılarına da hedef olacaktır. Bu sistemlerin güvenliği, fiziksel güvenliği kadar önemli.'
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gelişmeler, yalnızca ABD'nin savunma politikalarını değil, aynı zamanda küresel askeri dengeleri de etkiliyor. Çin, Tayvan ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler, Pasifik'teki askeri yığınakların lojistik kapasitelerini test ediyor. ABD'nin insansız lojistik sistemlerine yatırım yapması, bölgedeki diğer aktörleri de benzer teknolojilere yönlendirebilir. Özellikle Japonya, Avustralya ve Güney Kore gibi müttefikler, bu alandaki işbirliğini artırıyor. Uzmanlar, insansız sistemlerin sivil tedarik zincirlerinde de kullanılabileceğini, ancak askeri alandaki hız ve dayanıklılık gereksinimlerinin daha yüksek olduğunu belirtiyor.
Öte yandan, lojistik alanındaki bu dönüşüm, uluslararası tedarik zincirlerinin güvenliği açısından da kritik bir örnek teşkil ediyor. Küresel ticaretin %90'ı deniz yoluyla yapılırken, Pasifik'teki bir çatışma, dünya ekonomisini derinden etkileyebilir. ABD'nin bu alandaki hazırlıklı olması, müttefikleri ve rakipleri için de caydırıcı bir mesaj niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, savunma sanayinde insansız sistemlerde önemli bir oyuncu haline gelmiş durumda. Pasifik'teki bu gelişmeler, Türkiye'nin insansız hava ve deniz araçlarının lojistik amaçlı kullanımı konusundaki deneyimlerini uluslararası platformlarda paylaşması açısından fırsat sunuyor. Türkiye'nin Bayraktar TB2 ve İHA-3 gibi sistemleri, sivil ve askeri lojistikte yenilikçi çözümler üretebilir. Ayrıca, bu gelişmeler, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu güçlendirebilir; çünkü müttefikler, çok alanlı harekat konseptinde lojistik teknolojilerine daha fazla önem veriyor. Türkiye'nin insansız kara araçları alanındaki Ar-Ge çalışmaları, gelecekte bu pazarda söz sahibi olmasını sağlayabilir.