Pasifik ada ülkeleri, İsrail ile diplomatik ilişkilerini güçlendirmek ve Kudüs'te büyükelçilik açmak için harekete geçiyor. Bu gelişme, İsrail'in uluslararası alanda Kudüs'ü başkent olarak tanıtma çabalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. Papua Yeni Gine, Fiji, Nauru ve Marshall Adaları gibi ülkeler, İsrail ile yakınlaşma sinyali veriyor. Bu ülkelerin motivasyonları arasında ekonomik yardım, teknoloji transferi ve diplomatik destek gibi faktörler bulunuyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail, uzun yıllardır Kudüs'ü başkenti olarak tanıyan ülke sayısını artırmaya çalışıyor. 2017'de ABD'nin Kudüs'ü tanıması ve büyükelçiliğini taşıması, diğer ülkeler üzerinde baskı oluşturdu. Ancak bugüne kadar sadece birkaç ülke bu adımı attı. Pasifik ada ülkeleri, İsrail'in son yıllarda yoğunlaştırdığı diplomatik çabaların yeni hedefi haline geldi. İsrail, bu ülkelere tarım teknolojisi, su yönetimi ve savunma alanlarında işbirliği teklif ediyor. Ayrıca, Pasifik ülkeleri BM gibi uluslararası platformlarda İsrail lehine oy kullanmaları karşılığında ekonomik destek alabiliyor.
Pasifik ada ülkeleri, genellikle küçük ekonomilere sahip ve dış yardıma bağımlı. İsrail'in sunduğu destek paketleri, bu ülkeler için cazip olabiliyor. Örneğin, Nauru ve Marshall Adaları, geçmişte İsrail ile yakın ilişkiler kurmuş ve BM oylamalarında İsrail'i desteklemişti. Fiji ise 2020'de İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sinyali vermişti. Papua Yeni Gine ise 2023'te Kudüs'te bir temsilcilik açmayı değerlendirdiğini açıklamıştı.
Bu ülkelerin Kudüs'te büyükelçilik açma isteği, aynı zamanda ABD'nin bölgedeki etkisini artırma çabalarıyla da örtüşüyor. ABD, Pasifik'te Çin'in artan etkisine karşı müttefiklerini güçlendirmeye çalışıyor. İsrail ile ilişkiler, bu stratejinin bir parçası olarak görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Pasifik ülkelerinin Kudüs hamlesi, uluslararası hukuk açısından tartışmalı. BM Güvenlik Konseyi'nin 478 sayılı kararı, Kudüs'ün statüsünü değiştirecek her türlü adımı geçersiz sayıyor. Ancak ABD'nin veto yetkisi nedeniyle bu karar bağlayıcı olamıyor. Filistin yönetimi, bu tür girişimleri provokasyon olarak nitelendiriyor ve uluslararası toplumu İsrail'e baskı yapmaya çağırıyor.
Öte yandan, İsrail'in Pasifik'teki diplomatik atılımı, Çin'in bölgedeki artan etkisine karşı bir denge unsuru olarak da değerlendiriliyor. Çin, son yıllarda Pasifik ada ülkeleriyle ekonomik ve güvenlik işbirliğini artırdı. İsrail'in bölgeye girmesi, ABD ve müttefiklerinin Çin'i çevreleme stratejisine hizmet edebilir. Ancak Pasifik ülkeleri, genellikle tarafsız bir dış politika izlemeye çalışıyor ve büyük güçler arasında denge gözetiyor.
Kudüs'te büyükelçilik açma kararı, bu ülkeler için iç politikada da yankı bulabilir. Halkın bir kısmı Filistin davasına sempati duyuyor ve bu adımı protesto edebilir. Ancak hükümetler, ekonomik ve stratejik çıkarları önceliklendirebilir.
Uluslararası kamuoyunda ise bu gelişme, İsrail'in izolasyonunu kırma çabalarının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Son yıllarda İsrail, Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları imzaladı (İbrahim Anlaşmaları). Şimdi benzer bir yaklaşımı Pasifik'te sürdürüyor. Ancak Kudüs konusu, Müslüman ve Arap ülkeleri için hassasiyetini koruyor. Bu nedenle, Pasifik ülkelerinin adımı, İslam dünyasında tepkiyle karşılanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsünün korunması ve Filistin davasının desteklenmesi konusunda kararlı bir tutum sergiliyor. Pasifik ülkelerinin Kudüs'te büyükelçilik açma girişimi, Türkiye'nin diplomatik çabalarını zorlaştırabilir. Ankara, uluslararası platformlarda Kudüs'ün statüsünün değiştirilmemesi gerektiğini savunuyor ve İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde ortak hareket ediyor. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddiasına gölge düşürebilir. Ayrıca, Pasifik ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalışan Türkiye için bu tür bir adım, rekabet unsuru oluşturabilir. Türkiye, Filistin konusunda uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek için daha fazla çaba sarf edebilir.