Pasifik ada ülkeleri, yıllık iklim konferansı COP31'de yenilenebilir enerji ve okyanus koruma projeleri için finansman sağlanması çağrısında bulundu. Bölgesel zirvede konuşan liderler, iklim değişikliğinin yol açtığı deniz seviyesi yükselmesine karşı acil destek istedi. Birleşmiş Milletler'in son raporu, deniz seviyesinin önümüzdeki yıllarda hızla artacağı uyarısında bulunuyor. Pasifik ülkeleri, uluslararası toplumun sera gazı emisyonlarını azaltma ve adaptasyon fonlarını artırma konusunda daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurguluyor.
İklim krizinin Pasifik'teki etkileri ve COP31 beklentileri
Pasifik ada ülkeleri, iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerin başında geliyor. Deniz seviyesindeki yükselme, bu ülkelerin toprak bütünlüğünü ve halklarının yaşam alanlarını tehdit ediyor. BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yayımlanan raporlara göre, küresel ısınma 1,5 derece ile sınırlandırılsa bile, birçok ada ülkesinin önemli bölümü sular altında kalabilir. Pasifik ülkeleri, COP31'de özellikle iki konuya odaklanmış durumda: yenilenebilir enerji projeleri için finansman ve okyanus koruma alanlarının genişletilmesi.
Bu yılki bölgesel zirveye katılan liderler, gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmediğini belirtti. 2009'da Kopenhag'da yapılan iklim zirvesinde, zengin ülkeler 2020'ye kadar yılda 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlama sözü vermişti. Ancak bu hedefe ulaşılamadı ve Pasifik ülkeleri, taahhütlerin tutulması için baskı yapıyor. Ayrıca, COP31'de "Kayıp ve Hasar" fonunun operasyonel hale getirilmesi ve bu fondan ada ülkelerinin öncelikli olarak yararlanması talep ediliyor.
Zirvede konuşan bir Pasifik lideri, "İklim değişikliği bizim için bir varoluş meselesi. COP31'de sesimizin duyulmasını istiyoruz. Yeterince söz verildi, artık eyleme geçilmesi gerekiyor" dedi. Pasifik ada ülkeleri, aynı zamanda okyanusların korunması için uluslararası bir anlaşma çağrısı yapıyor. Okyanuslar, karbon emiliminde kritik rol oynuyor ve bu ekosistemlerin korunması küresel iklim hedefleri için hayati önem taşıyor.
Uluslararası toplumun sorumluluğu ve gelecek perspektifi
Pasifik ülkelerinin çağrıları, küresel iklim adaleti tartışmalarını yeniden gündeme getiriyor. Bu ülkeler, sera gazı emisyonlarında tarihsel olarak en az paya sahip olmalarına rağmen, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine en fazla maruz kalan ülkeler arasında. Bu durum, uluslararası iklim müzakerelerinde "iklim adaleti" ve "ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar" ilkelerinin önemini artırıyor.
COP31, 2026 yılında yapılacak ve ev sahibi ülke henüz belirlenmedi. Pasifik ülkeleri, konferansın bir ada ülkesinde yapılması durumunda iklim krizinin ciddiyetinin daha iyi anlaşılacağını savunuyor. Ancak şu ana kadar ev sahipliği için resmi bir başvuru bulunmuyor.
Uzmanlar, gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı konusunda daha cömert davranması gerektiğini belirtiyor. Aksi halde, Pasifik ülkeleri gibi kırılgan bölgelerin iklim değişikliğine uyum sağlaması mümkün olmayacak ve kitlesel göçler kaçınılmaz hale gelecek. Ayrıca, yenilenebilir enerjiye geçiş için teknoloji transferi ve kapasite geliştirme desteği de kritik önem taşıyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, "Deniz seviyesindeki yükselme, tüm insanlık için bir tehdit. Pasifik ülkelerinin sesini dinlemeli ve onlara destek olmalıyız" demişti. Guterres, uluslararası toplumu iklim finansmanını artırmaya ve emisyon azaltım hedeflerini yükseltmeye çağırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden doğrudan etkilenen bir Akdeniz ülkesi olarak, Pasifik ada ülkelerinin çabalarını yakından takip ediyor. Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında 2053 net sıfır emisyon hedefi belirlemiş ve yenilenebilir enerji yatırımlarını artırıyor. Ancak, iklim finansmanı ve teknoloji transferi konusunda gelişmekte olan ülkelere sağlanan desteğin yetersizliği, Türkiye'nin de dile getirdiği bir sorun. Pasifik ülkelerinin COP31'de finansman talepleri, Türkiye gibi ülkeler için de emsal teşkil edebilir. Ayrıca, deniz seviyesi yükselmesi Türkiye'nin kıyı bölgeleri için de risk oluşturuyor. Uluslararası iklim müzakerelerinde adil bir finansman mekanizmasının kurulması, Türkiye'nin de öncelikleri arasında yer alıyor.