COVID-19 salgınının ilk aylarında, ABD’de ırkçılık karşıtı protestoların virüsün yayılmasını hızlandırdığı yönündeki uyarıların büyük ölçüde abartılı olduğu ve bazı durumlarda doğrudan yanlış olduğu ortaya çıktı. Liberal görüşlü olduğu iddia edilen uzmanlar, pandemi sırasında ırkçılık ve protesto konularında kamuoyunu yanıltarak, toplumun bilim insanlarına ve kurumlara olan güvenini ciddi şekilde zedeledi. Bu durum, bugün konuşulan “uzmanlara güvenin azalması” sorununun temel nedenlerinden biri olarak hatırlanıyor.
Protestolar ve COVID yayılımı: Çarpıtılmış veriler
2020 yazında George Floyd’un öldürülmesinin ardından başlayan kitlesel protestolar, birçok liberal akademisyen ve yorumcu tarafından “süper yayıcı etkinlikler” olarak nitelendirildi. Ancak daha sonra yapılan araştırmalar, bu protestoların COVID-19 vakalarında anlamlı bir artışa yol açmadığını gösterdi. Örneğin, National Bureau of Economic Research tarafından yayımlanan bir çalışma, protestoların salgın üzerinde ihmal edilebilir bir etkisi olduğunu ortaya koydu. Buna karşın, aynı dönemde kapalı alanlarda yapılan siyasi mitinglerin ve restoranlar gibi işletmelerin açık kalmasının çok daha büyük risk oluşturduğu belgelendi.
Uzmanlar, ırkçılık karşıtı protestoları hedef alan söylemlerinde bilimsel verileri seçici bir şekilde kullandı. Bazıları, protestoların “beyaz üstünlükçü şiddetinden daha tehlikeli” olduğunu iddia ederken, aslında polis şiddeti ve sistemik ırkçılık gibi temel sorunları gölgede bıraktı. Bu tutarsızlık, özellikle muhafazakar çevrelerde “uzmanların siyasi bir ajanda için bilimi çarpıttığı” algısını güçlendirdi.
Pandemi yönetiminde güven bunalımı
COVID-19 salgını boyunca halk sağlığı uzmanlarının verdiği kararlar ve tavsiyeler, sürekli değişen ve çoğu zaman birbiriyle çelişen bir yapı sergiledi. Maske kullanımı, sosyal mesafe kuralları ve aşı zorunluluğu gibi konularda yaşanan bu belirsizlik, toplumun bilim insanlarına olan güvenini aşındırdı. Özellikle “ırkçılık bir halk sağlığı krizidir” söylemiyle başlatılan kampanyalar, pandeminin getirdiği ekonomik ve sosyal zorluklar karşısında yetersiz kaldı. Uzmanların protestolara yönelik tutumu, bu güvensizliğin sembolü haline geldi.
Bugün, “uzmanlara güven azalıyor” ifadesi sıkça tekrarlanırken, geçmişteki bu tür hataların hatırlanması gerekiyor. Toplumun bilim insanlarına yönelik eleştirileri, sadece bilgi kirliliğinden değil, aynı zamanda yaşanan bu tür yanıltıcı deneyimlerden besleniyor. Güvenin yeniden inşası için uzmanların daha şeffaf ve tutarlı olması, siyasi görüşlerden bağımsız olarak veriye dayalı kararlar alması hayati önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de de pandemi döneminde benzer tartışmalar yaşandı. Özellikle sokağa çıkma yasakları, maske zorunluluğu ve aşı karşıtlığı konularında uzman görüşlerinin sık sık değişmesi, kamuoyunda kafa karışıklığına yol açtı. ABD’deki bu deneyim, Türkiye’deki sağlık otoritelerine, kriz yönetiminde şeffaflık ve tutarlılığın önemini bir kez daha hatırlatıyor. Küresel olarak uzmanlara duyulan güvenin azalması, salgın sonrası dönemde bilimsel iletişim stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor.