Pakistan'ın güvenlik devleti, tarihinin büyük bölümünde ülkeyi iki uygun kategoriye ayırdı: itaatkar ve tehlikeli. Bu sınıflandırma, coğrafyaya, etnik kökene ve siyasi ihtiyaca göre değişen terminolojilerle yeniden üretildi. 'İyi' Taliban ve 'kötü' Taliban; 'iyi' Beluc ve 'kötü' Beluc; vatansever Peştunlar ve yabancı unsurlar… Bu ayrım, Pakistan'ın iç ve dış politikasının temel dinamiklerinden birini oluşturuyor. Peki, bu 'obediyans jeopolitiği' ülkenin geleceğini nasıl şekillendiriyor?
Güvenlik Devletinin İki Yüzlü Sınıflandırması
Pakistan'ın kuruluşundan bu yana, ordu ve istihbarat kurumları, ülkenin güvenliğini sağlama adına toplumu sürekli olarak 'biz' ve 'öteki' şeklinde kategorize etti. Bu kategorizasyon, özellikle Afganistan sınırındaki Peştun toplulukları, Belucistan'daki aşiretler ve Şii-Sünni mezhepsel ayrımlar üzerinden yürütüldü. Örneğin, 1980'lerde Sovyet işgaline karşı mücadelede desteklenen mücahitler, daha sonra 'terörist' ilan edildi; aynı grupların bazıları ise 'iyi Taliban' olarak korundu. Bu esnek sınıflandırma, devletin ulusal güvenlik önceliklerine ve dış politikadaki değişimlere göre sürekli olarak yeniden tanımlandı. Sonuç olarak, 'iyi' ve 'kötü' etiketleri, toplumsal gruplar arasında ayrımcılığa ve şiddete zemin hazırladı; itaatkar olmayan herkes potansiyel bir tehdit olarak görüldü.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu sınıflandırma siyaseti, Pakistan'ın bölgesel ve küresel ilişkilerinde de belirleyici oldu. Özellikle Hindistan ile olan rekabette, Pakistan, Keşmir ve Afganistan konularında bu ayrımı stratejik bir araç olarak kullandı. Afganistan'daki Taliban'ın yeniden iktidara gelmesi, Pakistan'ın 'iyi Taliban' politikasının bir sonucu olarak görüldü; ancak bu durum, ülkeyi uluslararası toplumda zor bir konuma soktu. Ayrıca, Belucistan'daki ayrılıkçı hareketlere karşı yürütülen askeri operasyonlar, 'iyi' ve 'kötü' ayrımının insani maliyetini gözler önüne serdi. Küresel güçlerin Pakistan'a yönelik tutumu da bu ayrıma göre şekillendi: ABD, Pakistan'ı terörle mücadelede 'ön saflarda yer alan' bir müttefik olarak görürken, insan hakları örgütleri ve Batılı ülkeler, Pakistan ordusunu ayrımcı uygulamaları nedeniyle eleştirdi. Bu ikilem, Pakistan'ın dış politikasını sürekli olarak denge arayışına itti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pakistan'daki bu dinamik, Türkiye'nin bölgesel politikaları için önemli çıkarımlar içeriyor. Türkiye, Pakistan ile tarihsel ve kültürel bağlarını güçlendirirken, aynı zamanda Afganistan'da istikrar arayışında. Pakistan'ın 'iyi/kötü' ayrımı, Türkiye'nin Afganistan'daki nüfuzunu ve bölgesel iş birliğini etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Belucistan'daki yatırımları ve Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'ndaki rolü, bu ayrımın bölgesel istikrara etkisini doğrudan hissettiriyor. Türkiye, Pakistan'daki ayrımcı uygulamalara karşı duyarlı bir denge politikası izlemeli ve insan hakları ile güvenlik arasındaki dengeyi gözetmelidir.