Hizbullah lideri Naim Kasım, örgütün eski lideri Hasan Nasrallah'ın ölüm yıldönümünde yaptığı konuşmada, İsrail'in Hizbullah'ın direnişini kırma ve örgütü yok etme hedeflerine ulaşamadığını belirtti. Kasım, İsrail askerlerinin amaçlarına ulaşamadığını vurgulayarak, direnişin devam edeceği mesajını verdi. Açıklama, Lübnan-İsrail sınırındaki gerilimin ve Orta Doğu'daki istikrarsızlığın sürdüğü bir dönemde geldi.
Direnişin arka planı ve Nasrallah'ın mirası
Hasan Nasrallah, 27 Eylül 2024'te İsrail'in Beyrut'a düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybetmişti. On yıllar boyunca Hizbullah'ın liderliğini yapan Nasrallah, örgütü bölgesel bir aktör haline getirmiş ve İsrail'e karşı direnişin sembolü olmuştu. Ölümünün ardından örgüt liderliğine önce Haşim Safiyettin getirildi, ancak kısa süre sonra onun da İsrail saldırısında öldürülmesiyle Naim Kasım liderliği devraldı. Kasım, konuşmasında Nasrallah'ın mirasını yaşatacaklarını ve direnişten vazgeçmeyeceklerini ifade etti.
İsrail, 2024 yılı boyunca Hizbullah'a yönelik yoğun operasyonlar düzenledi. Bu operasyonlarda örgütün üst düzey komutanları ve altyapısı hedef alındı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hizbullah'ı Lübnan için bir tehdit olarak nitelendirerek, örgütün silahsızlandırılması gerektiğini savundu. Ancak Hizbullah, askeri kapasitesini büyük ölçüde koruduğunu ve İsrail'e karşı koymaya devam edeceğini iddia ediyor.
Lübnan'da ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlık derinleşirken, Hizbullah hala ülkenin en güçlü silahlı aktörü konumunda. Örgüt, İran'ın bölgesel müttefiki olarak da biliniyor ve Tahran'dan askeri ve mali destek aldığı belirtiliyor. İsrail ise Hizbullah'ı İran'ın ileri karakolu olarak görüyor ve iki ülke arasındaki gerginlik zaman zaman sıcak çatışmaya dönüşüyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Naim Kasım'ın açıklamaları, Orta Doğu'da tansiyonun düşmediğini gösteriyor. İsrail-Hizbullah çatışması, Gazze savaşıyla bağlantılı olarak geniş bir bölgesel krize dönüşme potansiyeli taşıyor. İran'ın da dahil olduğu vekalet savaşları, Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen'e kadar uzanan bir hatta devam ediyor. Son aylarda İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları ve Hizbullah'ın karşılık vermesi, 2006'daki büyük savaştan bu yana en yoğun çatışma dönemi olarak kaydediliyor.
Uluslararası toplum, taraflara itidal çağrısı yaparken, BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı ile Lübnan'ın güneyinde istikrarın sağlanması hedeflenmişti. Ancak kararın uygulanması zayıf kaldı ve Hizbullah'ın silahlı varlığı sürdü. ABD ve Avrupa ülkeleri, Hizbullah'ı terör örgütü olarak tanımlarken, İran ve Suriye gibi ülkeler örgütü meşru bir direniş hareketi olarak görüyor. Bu ayrım, uluslararası diplomasiyi zorlaştırıyor.
Bölgede yaşanan gelişmeler, küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Orta Doğu'daki istikrarsızlık, petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden olabiliyor. Ayrıca, mülteci krizi ve insani durum, komşu ülkeler üzerinde baskı oluşturuyor. Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor ve sınır güvenliği konusunda hassasiyet gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Orta Doğu'daki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor. Lübnan'daki çatışmaların tırmanması, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir göç dalgası riskini artırıyor. Ayrıca, İsrail-Hizbullah gerilimi, Türkiye'nin bölgesel denge politikalarını zorlaştırıyor. Ankara, hem İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabasında hem de İran ve Hizbullah ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Olası bir geniş çaplı savaş, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik girişimlerle tansiyonun düşürülmesi ve ateşkesin sağlanması için çaba harcamalı.