Avrupa Birliği'nde uzun süredir tartışılan ortak bir güvenli varlık (safe asset) oluşturulması fikri, üye ülkelerin yüksek ulusal borçları nedeniyle hâlâ gerçekleştirilmesi güç bir hedef olarak duruyor. Uzmanlar, böyle bir varlığın Avrupa finansal entegrasyonunu derinleştirebileceğini ve küresel piyasalarda avronun rolünü güçlendirebileceğini belirtse de, özellikle mali disiplin konusundaki derin görüş ayrılıkları ve bazı ülkelerin borç yüklerinin yarattığı riskler, bu projeyi sürekli olarak erteletiyor.
Gelişmenin arka planı
Ortak güvenli varlık, AB genelinde ihraç edilecek ve üye devletlerin ortak garantisiyle desteklenecek tahvil benzeri bir finansal araç anlamına geliyor. Bu varlığın, özellikle bankacılık sektöründe ulusal tahvillere olan aşırı bağımlılığı azaltması, finansal istikrarı artırması ve avroyu uluslararası rezerv para birimi olarak güçlendirmesi bekleniyor. Ancak proje, ilk kez 2012 yılında Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy tarafından gündeme getirilmiş, o günden bu yana çeşitli isimlerle (Eurotahvil, mavi tahvil, güvenli varlık) tartışılmıştır.
Yakın zamanda Avrupa Merkez Bankası (ECB) yetkilileri ve bazı ekonomi çevreleri, COVID-19 sonrası toparlanma fonu kapsamında ihraç edilen ortak borçlanma araçlarının bu yönde bir örnek teşkil ettiğini savunuyor. Nitekim pandemi sırasında AB, kurtarma paketi için ilk kez ortak borçlanma gerçekleştirmiş ve bu, bir tür ön adım olarak yorumlanmıştı. Ancak bu fonun süreli ve koşullu yapısı, kalıcı bir güvenli varlık oluşturmanın önünü açmadı.
Bölgesel ve küresel boyut
Mevcut durumda Almanya'nın ihraç ettiği Bundesanleihe gibi ulusal tahviller, Avrupa'nın fiili güvenli limanı konumunda. Fakat bu durum, Almanya ekonomisine aşırı güven yüklenmesine ve avro bölgesinde asimetrik risklere yol açıyor. Örneğin İtalya veya Yunanistan gibi borç yükü yüksek ülkelerin tahvilleri, piyasalarda daha riskli kabul ediliyor; bu da faiz oranlarının büyük ölçüde ülkeden ülkeye farklılaşmasına neden oluyor. Ortak bir varlık, bu farklılıkları azaltarak finansal piyasalarda daha fazla bütünleşme sağlayabilir.
Küresel ölçekte ise, AB'nin ortak bir güvenli varlık ihraç etmesi, dünya genelindeki yatırımcılar için ABD Hazine tahvillerine alternatif yaratabilir. Bu durum, avronun uluslararası rezerv para birimi olarak payını artırabilir ve AB'nin jeopolitik ağırlığını güçlendirebilir. Ancak bunun gerçekleşmesi için öncelikle üye ülkeler arasında mali transferlere ve risk paylaşımına yönelik siyasi mutabakat sağlanması gerekiyor. Kuzey Avrupa ülkeleri (özellikle Hollanda ve Almanya) mali riski ortaklaştırmaya temkinli yaklaşırken, Güney Avrupa ülkeleri (İtalya, İspanya) bu yönde daha istekli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Eğer AB ortak bir güvenli varlık ihraç ederse, bu durum avro bölgesinde faiz oranlarının genel olarak düşmesine ve finansal istikrarın artmasına yol açabilir. Türkiye'nin ihracatının büyük bölümünü gerçekleştirdiği AB'de büyüme ve yatırım iklimi iyileşebilir. Öte yandan, yatırımcıların daha güvenli Avrupa varlıklarına yönelmesi, gelişmekte olan ülkelerden portföy çıkışlarına neden olabilir; bu da Türkiye gibi ülkelerde sermaye akımlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde mali işbirliği imkanları tartışılırken, bu projenin ilerlemesi Türkiye'nin AB finansal mimarisiyle entegrasyonunu gündeme getirebilir.