Uluslararası yatırım danışmanlığı şirketi Horizons, 8 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı kapsamlı bölgesel raporda, Ortadoğu ve Afrika ekonomilerinin 2026 yılı itibarıyla küresel ölçekte yükselen bir yatırım destinasyonu haline geldiğini vurguladı. Rapor, özellikle Körfez ülkelerinin fosil yakıt bağımlılığını azaltma çabaları, Afrika kıtasının genç nüfusunun üretim gücüne dönüşme potansiyeli ve artan altyapı yatırımlarının bölgesel büyümeyi tetiklediğini ortaya koyuyor. Raporda, bu bölgelerin küresel ticaret yollarının yeniden şekillenmesinde kritik bir rol oynayacağı ve 2026 sonrası dönemde finansal akışların merkezi haline geleceği öngörülüyor.
Körfez Ekonomilerinde Dönüşüm: Petrol Ötesinde Çeşitlendirme
Horizons raporunun en dikkat çekici bulgularından biri, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkelerinin Vizyon 2030 gibi iddialı reform programlarıyla petrol dışı sektörlerde kaydettiği ilerleme. Suudi Arabistan’ın turizm, eğlence ve teknoloji alanlarında yaptığı dev yatırımlar, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasında (GSYİH) petrol dışı sektörlerin payını %52’ye çıkardı. BAE ise Dubai ve Abu Dabi’de fintech, yeşil enerji ve yapay zeka projeleriyle bölgesel bir inovasyon merkezi haline gelirken, Katar’ın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kapasitesini artırma planları küresel enerji piyasalarında dengeleri değiştiriyor. Raporda, bu çeşitlendirme politikalarının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir strateji olarak da okunması gerektiği belirtiliyor; zira Körfez ülkeleri, hidrokarbon gelirlerine olan bağımlılığı azaltarak küresel enerji dönüşümüne uyum sağlarken, bölgesel liderlik yarışında da elini güçlendiriyor.
Afrika'da Yükselen Yıldızlar ve Altyapı Atağı
Afrika kıtasında ise rapor, özellikle Sahra Altı bölgesindeki ülkelerin doğal kaynak zenginliğini sanayiye dönüştürme çabalarına odaklanıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kobalt yatakları, elektrikli araç bataryaları için kritik önem taşırken, Güney Afrika’nın platin grubu metaller üzerindeki hâkimiyeti, küresel yeşil enerji zincirindeki konumunu güçlendiriyor. Nijerya, Angola ve Kenya gibi ülkeler, Çin ve Hindistan’dan gelen doğrudan yabancı yatırımlarla liman, demir yolu ve enerji altyapısını modernize ediyor. Raporda, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi’nin (AfCFTA) uygulanmasıyla birlikte kıta içi ticaretin 2030’a kadar %50 artacağı ve bu durumun özellikle tarım, tekstil ve lojistik sektörlerinde yeni istihdam yaratacağı ifade ediliyor. Ancak raporda, siyasi istikrarsızlık, borç yükü ve iklim değişikliğinin etkileri gibi yapısal risklerin, bu büyüme potansiyelinin önünde önemli engeller oluşturduğuna da dikkat çekiliyor.
Bölgesel Jeopolitik Riskler ve Fırsatlar
Horizons raporu, Ortadoğu’daki jeopolitik gerilimlerin ve Afrika’nın bazı bölgelerindeki çatışmaların yatırım ortamını nasıl şekillendirdiğini de analiz ediyor. İsrail-Suudi Arabistan normalleşme görüşmelerinin askıda kalması, bölgesel güvenlik mimarisini belirsizliğe sürüklerken, Kızıldeniz’deki Husi saldırıları küresel nakliye rotalarını tehdit ediyor. Bu durum, bazı yatırımcıları bölgeden uzaklaştırsa da raporda, krizlerin aynı zamanda yeniden inşa ve savunma teknolojileri alanlarında fırsatlar yarattığı belirtiliyor. Afrika’nın Sahel bölgesindeki darbe dalgası ve Rusya’nın artan nüfuzu, Batılı ülkelerin kendi güvenlik ve ticaret çıkarlarını yeniden gözden geçirmesine yol açıyor. Raporda, bu belirsizliklerin, bölgesel blokların (örneğin AGİT, Afrika Birliği) arabuluculuk rolünü güçlendirebileceği ve uzun vadede istikrarın sağlanmasıyla birlikte yatırımların hızlanacağı öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Horizons raporunda doğrudan Türkiye’ye yer verilmese de, Ortadoğu ve Afrika’daki bu ekonomik dönüşüm Ankara’nın dış politika ve ekonomik stratejileri açısından doğrudan sonuçlar içeriyor. Türkiye, savunma sanayii ve inşaat sektörlerindeki gücüyle Körfez ve Afrika pazarlarında önemli bir oyuncu. Suudi Arabistan ve BAE ile yakınlaşan ticari ilişkiler, Türk müteahhitlik firmalarına dev altyapı projelerinde yeni iş kapıları açarke, Afrika’daki yatırımlar (özellikle Etiyopya, Somali ve Kenya’da) Türkiye’nin kıtadaki diplomatik nüfuzunu artırıyor. Raporda vurgulanan yeşil enerji dönüşümü ve teknoloji odaklı çeşitlenme, Türk özel sektörünün bu alanlarda ortaklıklarını geliştirmesi için bir fırsat sunuyor. Ancak, bölgedeki jeopolitik riskler, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını da ilgilendiriyor; özellikle Sahel’deki istikrarsızlık ve Kızıldeniz’deki güvenlik tehditleri, Ankara’nın iş birliği yaptığı ülkelerdeki tesislerinin ve yatırımlarının güvenliğini etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye’nin bölgesel kalkınma projelerinde aktif rol alması hem ekonomik hem de jeopolitik kazanımlar sağlayabilir.