Ortadoğu ülkeleri, ABD'yi hâlâ güvenilir bir müttefik olarak görüyor mu? Bu soru, NPR muhabiri Leila Fadel'in Gulf International Forum analisti Dania Thafer ile yaptığı söyleşide mercek altına alındı. Bölgede artan Çin ve Rusya etkisi, ABD'nin son yıllarda Afganistan'dan çekilme kararı ve Suriye'deki sınırlı müdahalesi, Körfez ülkeleri başta olmak üzere Ortadoğu'daki geleneksel ABD müttefiklerinin güvenini sarsmış durumda. Thafer, ABD'nin kademeli olarak askeri varlığını azaltması ve diplomatik angajmanını yeniden şekillendirmesinin, bölge ülkelerini alternatif ortaklıklar aramaya ittiğini belirtiyor. Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Pekin ve Moskova ile ilişkilerini derinleştirirken, Washington'un bu kaymaları ne ölçüde yönetebileceği tartışma konusu.
Gelişmenin arka planı: ABD'nin Ortadoğu'daki değişen rolü
ABD, Soğuk Savaş sonrasından bu yana Ortadoğu'daki en büyük askeri ve siyasi güç olarak kabul ediliyordu. Ancak Obama yönetiminin “Asya'ya dönüş” politikası, Trump döneminin belirsiz sinyalleri ve Biden'ın Afganistan'dan çekilme kararı, bölge ülkelerinde ABD'nin taahhütlerine olan güveni ciddi şekilde aşındırdı. Thafer'a göre, ABD'nin insan hakları ve demokrasi vurgusuyla Körfez ülkelerine yönelik eleştirileri de ikili ilişkilerde başka bir gerilim kaynağı oluşturuyor.
Buna karşılık, Çin, BRI girişimi ve ticari ortaklıklarla Körfez'deki nüfuzunu artırırken; Rusya, OPEC+ içindeki işbirliği ve Suriye'deki askeri varlığıyla bölgede kilit bir oyuncu haline geldi. Suudi Arabistan ve BAE, hem güvenlik garantileri hem de ekonomik çeşitlendirme için bu yeni güçlerle denge politikası izliyor. ABD'nin Yemen'deki savaşa verdiği sınırlı destek, İran'a karşı artan angajman arayışları ve Filistin konusundaki tutumu da Körfez ülkelerinin Washington'dan beklentilerini karşılamakta yetersiz kalıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir güç dengesi mi?
Thafer'ın vurguladığı gibi, bu durum sadece ikili ilişkileri değil, bölgenin genel güvenlik mimarisini de etkiliyor. ABD'nin çekilmesi, İran'ın nükleer programı, Yemen iç savaşı ve Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti gibi konularda yeni dinamikler yaratıyor. Örneğin, Suudi Arabistan'ın Çin ile petrodolar anlaşmaları yapması ve BAE'nin Askeri uydu teknolojisinde Çin ile işbirliği, geleneksel ABD- Körfez ittifakını zayıflatıyor.
Öte yandan, İbrahim Anlaşmaları ve İsrail ile normalleşme süreci, ABD'nin arabuluculuk rolünü güçlendirmeye çalışsa da, Filistin meselesindeki çözümsüzlük ve İsrail'in aşırı sağ hükümeti, Arap kamuoyunda ABD'ye yönelik güveni daha da azaltıyor. Thafer, “Ortadoğu ülkeleri artık ABD'yi tek kutuplu dünyanın garantörü olarak değil, çok kutuplu bir sistemdeki aktörlerden biri olarak görüyor” diyerek, bölgedeki algı değişimini özetliyor. Bu bağlamda, ABD'nin Ortadoğu politikasını güncellemesi, yalnızca askeri varlık değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik taahhütlerle desteklenen kapsamlı bir strateji izlemesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile NATO müttefiki olarak karmaşık bir ilişkiye sahip. Ortadoğu'da ABD'ye duyulan güvenin azalması, Türkiye'nin bölgedeki manevra alanını genişletebilir. Özellikle Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz'de Ankara ile Washington arasındaki görüş ayrılıkları (YPG/PYD desteği, S-400 meselesi) göz önüne alındığında, Türkiye, Körfez ülkeleri ve Rusya ile dengeli bir ilişki sürdürerek kendi çıkarlarını korumaya çalışıyor. ABD'nin çekilmesi, Türkiye'nin bölgesel güç olarak etkisini artırabilir ancak aynı zamanda İran, Rusya ve Çin ile rekabeti de derinleştirebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin çok kutuplu düzene uyum sağlarken, ABD ile işbirliğini tamamen terk etmeden yeni dengeler kurması stratejik bir zorunluluk.