Orta Doğu'dan ham petrol taşıyan süper tankerler, Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb geçişlerinde güvenlik risklerine karşı konum vericilerini (AIS) daha uzun süre kapatma yoluna gidiyor. Bu yöntem, ilk kez İran-Irak Savaşı sırasında uygulanan ve korsanlık riskine karşı geliştirilen taktiklerin bir devamı olarak dikkat çekiyor. Uluslararası enerji piyasalarında hareketliliğe yol açan bu gelişme, küresel petrol arz güvenliği açısından önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.
Karanlıkta Seyir: Gizlilik mi, Risk mi?
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) kurallarına göre, tüm ticari gemilerin çarpışmaları önlemek amacıyla AIS (Otomatik Tanımlama Sistemi) vericilerini açık tutması gerekiyor. Ancak son dönemde, özellikle Orta Doğu'dan yüklenen ham petrolü taşıyan Very Large Crude Carriers (VLCC) sınıfı tankerlerin, boğazlardan geçişleri sırasında bu vericileri kapattıkları gözlemleniyor. Konum verilerini takip eden analistler, özellikle Hürmüz Boğazı'ndan yapılan geçişlerde AIS sinyallerinin kaybolma süresinin geçen yıla oranla belirgin şekilde arttığını belirtiyor.
Bu durum, gemilerin olası saldırılardan korunmak için kimliklerini ve rotalarını gizleme amacı taşıyor. İran'ın 2019'dan bu yana Hürmüz Boğazı'nda bazı tankerlere el koyması ve 2023'te İsrail-Hamas savaşının ardından Yemen'deki Husi isyancıların Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, armatörleri bu tür önlemler almaya itiyor. Tankerler, Bab el-Mendeb Boğazı öncesinde ve geçiş sırasında AIS'lerini kapatarak hem olası hedef olmaktan kaçınmayı hem de sigorta primlerindeki artışı dengelemeyi umuyor.
Uzmanlar, bu yöntemin aslında tam bir güvenlik sağlamadığını, aksine çarpışma riskini artırdığını ve denizcilik güvenliği açısından endişe verici olduğunu vurguluyor. AIS kapalı seyir, korsanlık ve terör saldırılarına karşı kısa vadeli bir çözüm sunabilir; ancak yoğun deniz trafiğinde çarpışmalara davetiye çıkarabilir. Ayrıca, bu durum uluslararası hukuka aykırı olmakla birlikte, şirketlerin ticari kaygıları güvenlik önlemlerinin önüne geçiyor.
Bölgesel Riskler Küresel Piyasaları Etkiliyor
Hürmüz Boğazı, dünya ham petrol ihracatının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. Bab el-Mendeb ise Süveyş Kanalı'na giden ana deniz yolu üzerinde bulunuyor. Bu iki kritik geçişte yaşanan herhangi bir aksama, küresel petrol fiyatlarını anında etkiliyor. Tankerlerin AIS kapatarak görünmez hale gelmesi, petrol piyasasındaki fiyat oynaklığını artıran bir faktör olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, 2023'te Orta Doğu'dan yapılan deniz yoluyla petrol sevkiyatı miktarı günlük 17,7 milyon varil seviyesinde. Bu hacmin büyük bir kısmı, Asya-Pasifik ülkelerine yöneliyor. Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler, enerji ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü bu hat üzerinden karşılıyor. Tankerlerin gizlenmesi, bu ülkelerin petrol tedarik zincirlerinde belirsizlik yaratıyor ve uluslararası sigorta şirketleri, risk primi hesaplamalarını daha da yukarı çekiyor.
Ayrıca, Rusya'ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle bazı armatörlerin, Rus petrolünü taşırken de AIS kapatma taktiğine başvurması, bu yöntemin yaygınlaşmasına katkıda bulunuyor. Gölge filo olarak adlandırılan bu gemi gruplarının, yaptırımlardan kaçınmak için faaliyetlerini gizli yürütmesi, küresel denizcilik sektöründe şeffaflığı daha da azaltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithalatla karşılayan bir ülke olarak, Orta Doğu petrollerinin güvenli bir şekilde taşınmasından doğrudan etkileniyor. Tankerlerin AIS kapatması, deniz trafiğini ve çarpışma riskini artırarak, Türkiye'nin çevresindeki sularda (Ege, Akdeniz, Karadeniz) benzer uygulamaların yayılmasına neden olabilir. Bu durum, Türk boğazlarından geçen tanker trafiğinin güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, küresel petrol fiyatlarındaki oynaklık, Türkiye'nin cari açığı ve enerji maliyetleri üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Türkiye'nin enerji arz güvenliğini sağlamak için alternatif kaynaklara ve güzergahlara yönelmesi, bu tür risklere karşı önemli bir strateji olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla, bu gelişme yalnızca Orta Doğu ile sınırlı kalmayıp, küresel enerji güvenliği açısından Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor.