Orta Doğu ve Afrika, küresel ekonominin yeniden şekillendiği bir dönemde kritik bir kavşakta yer alıyor. 17 Ağustos 2026 tarihli Horizons Orta Doğu ve Afrika programında, bölgenin ekonomik görünümü, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, yeni ticaret koridorları ve artan Çin-Afrika ilişkileri gibi başlıklar masaya yatırılıyor. Program, özellikle Körfez ülkelerinin petrol dışı ekonomilere geçiş çabalarını ve Afrika kıtasının genç nüfusunun iş gücü potansiyelini öne çıkarıyor. Bu gelişmeler, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bir dönemde hem yatırımcılar hem de politika yapıcılar için önemli sinyaller veriyor.
Gelişmenin arka planı: Enerji dönüşümü ve çeşitlendirme çabaları
Programın ana teması, Orta Doğu ve Afrika'nın enerji dönüşümüne uyum sağlama süreci olarak öne çıkıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkeleri, 2030 vizyonları kapsamında petrole bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Bu çerçevede yenilenebilir enerji projeleri, hidrojen üretimi ve teknoloji yatırımları hız kazanıyor. Örneğin, NEOM şehri ve Kızıldeniz kıyısındaki dev tesisler, bölgenin enerji haritasını değiştiriyor.
Afrika tarafında ise durum daha farklı. Kıtanın birçok ülkesi hâlâ fosil yakıtlara bağımlıyken, aynı zamanda iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele ediyor. Nijerya ve Angola gibi petrol ihracatçısı ülkeler, fiyat dalgalanmalarından olumsuz etkilenirken; Kenya, Etiyopya ve Güney Afrika, jeotermal ve güneş enerjisi yatırımlarıyla öne çıkıyor. Bu çeşitlendirme çabaları, bölgenin uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından kritik görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni ticaret yolları ve yatırım akışları
Horizons programında tartışılan bir diğer önemli konu, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılmasıyla birlikte Orta Doğu ve Afrika'nın stratejik öneminin artması. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, Doğu Afrika kıyılarındaki liman altyapılarını geliştirirken; Hindistan, Orta Doğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayan IMEC koridoru (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa) gibi projeler yeni ticaret yolları vaat ediyor. Bu gelişmeler, Süveyş Kanalı'na alternatif rotaların tartışılmasına neden oluyor ve bölgenin jeopolitik önemini artırıyor.
Yatırım akışlarına bakıldığında, Körfez ülkelerinin Afrika'ya yönelik doğrudan yatırımları son yıllarda önemli ölçüde arttı. Özellikle tarım, madencilik ve altyapı sektörlerinde yapılan anlaşmalar dikkat çekiyor. Bununla birlikte, Afrika ülkelerinin borç yükümlülükleri ve yönetişim sorunları, bu yatırımların sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri barındırıyor. Programda, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması (AfCFTA) kapsamında bölge içi ticaretin artırılmasının, dış yatırımların etkisini artırabileceği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler Türkiye için hem fırsatlar hem de zorluklar barındırıyor. Türkiye, savunma sanayii ve inşaat sektörlerindeki deneyimiyle Afrika'da etkin bir oyuncu hâline gelirken, Orta Doğu ile olan tarihi ve ticari bağlarını da güçlendiriyor. Bölgedeki enerji dönüşümü ve altyapı projeleri, Türk müteahhitlik firmaları ve enerji şirketleri için yeni pazarlar açabilir. Ancak, Türkiye'nin bu pazarlarda Çin ve Körfez ülkeleriyle rekabet edebilmesi için finansman modellerini çeşitlendirmesi ve teknolojik iş birliklerini artırması gerekiyor. Ayrıca, yeni ticaret koridorlarının oluşması, Türkiye'nin lojistik avantajını kullanarak bölgesel bir üs konumunu güçlendirebilir. Bu bağlamda, Türkiye'nin dış politikasında Afrika ve Orta Doğu'ya yönelik dengeli ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsemesi büyük önem taşıyor.