Çin ekonomisinde Temmuz ayı verileri, dünyanın ikinci büyük ekonomisinin toparlanma sürecinde beklenenden daha zayıf bir görünüm sergilediğini ortaya koydu. Ulusal İstatistik Bürosu'nun (NBS) açıkladığı verilere göre, sanayi üretimi artışı yavaşlarken, perakende satışlar neredeyse yatay seyretti. Tüketici güvenindeki düşüş, harcamalar üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Bu gelişmeler, Çin'in yılın ikinci yarısına ilişkin büyüme hedeflerini tutturabilme konusundaki endişeleri güçlendiriyor.
Zayıf iç talep büyümeyi yavaşlatıyor
Sanayi üretimi Temmuz'da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,7 arttı. Bu oran, ekonomistlerin yüzde 4,4'lük beklentisinin oldukça altında ve Haziran ayındaki yüzde 3,9'luk artışın da gerisinde. Veriler, imalat sektöründeki yavaşlamanın belirginleştiğine işaret ediyor. İhracattaki düşüşün de etkisiyle, fabrikalar yeni sipariş almakta zorlanıyor.
Perakende satışlar ise Temmuz'da bir önceki yılın aynı dönemine göre yalnızca yüzde 0,5 artış gösterdi. Bu, Haziran ayındaki yüzde 2'lık artışın oldukça altında ve pandemi sonrası toparlanmanın başladığı mart ayından bu yana en zayıf performans olarak kaydedildi. Market satışları, otomobil satışları ve lüks tüketim kalemlerinde belirgin bir durgunluk görülüyor. Genç nüfustaki işsizlik oranının tarihi zirvelere yakın seyretmesi, tüketici güvenini olumsuz etkiliyor.
Çin hükümeti, büyümeyi desteklemek için bir dizi teşvik önlemi açıklamıştı. Ancak bu önlemlerin etkisinin sınırlı kaldığı ve iç talebi canlandırmak için daha fazla adım atılması gerektiği belirtiliyor. Gayrimenkul sektöründeki sorunlar da ekonominin üzerinde ağır bir yük oluşturmaya devam ediyor. Emlak devi Evergrande'nin iflas süreci ve diğer geliştiricilerin borç krizi, hane halklarının en büyük varlık kalemi olan konut fiyatlarındaki düşüşü tetikliyor.
Küresel ekonomiye yansımaları
Çin'in yavaşlaması, küresel ekonomi açısından da önemli riskler barındırıyor. Çin, dünya ticaretinin önemli bir parçasını oluşturuyor ve birçok gelişmekte olan ülkenin ana ticaret partneri konumunda. Çin'den yapılan ithalatın azalması, başta Asya ülkeleri olmak üzere emtia ihracatçısı ülkeleri olumsuz etkiliyor. Avrupa ve ABD'deki şirketler de Çin pazarındaki talep düşüşünden etkilenenler arasında.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, Çin'in büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmiş durumda. Uzmanlar, Çin'in yüzde 5 civarındaki yıllık büyüme hedefinin gerçekçi olması için daha kapsamlı yapısal reformlar ve tüketici harcamalarını teşvik edecek politikalar gerektiğini savunuyor. Küresel tedarik zincirlerinin Çin'e olan bağımlılığı, ülkenin ekonomik performansındaki dalgalanmaların dünya genelinde hissedilmesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in yavaşlayan ekonomisi, Türkiye'nin dış ticaret dengesi üzerinden dolaylı etki oluşturabilir. Türkiye'nin Çin'e ihracatı, ithalatına kıyasla daha sınırlı olsa da, Çin'deki talep daralması Asya ülkeleri üzerinden dolaylı olarak Türkiye'nin ihracatını etkileyebilir. Ayrıca, Çin ekonomisindeki belirsizlikler, küresel risk iştahını olumsuz etkileyerek gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışlarını azaltabilir. Türkiye'nin cari açığını finanse etme çabaları ve enflasyonla mücadelesi göz önüne alındığında, küresel finansal koşullardaki sıkılaşma Türkiye ekonomisi için bir risk unsuru. Bununla birlikte, Çin'in yavaşlaması bazı emtia fiyatlarının düşük kalmasına yol açarak Türkiye'nin enerji ve hammadde ithalat maliyetlerini azaltabilir; bu da enflasyon üzerinde bir miktar rahatlama sağlayabilir. Genel olarak, Çin'deki gelişmelerin Türkiye üzerindeki net etkisi, küresel ticaretin seyrine ve finansal piyasalardaki oynaklığa bağlı olacaktır.