Vladimir Putin, 24 Şubat 2022'de Ukrayna'ya işgal emrini verdiği konuşmasında, Batı'nın suçlarına ilişkin kataloğunun ilk günahına yalnızca birkaç dakika içinde ulaştı. Irak'tan, Libya'dan, Suriye'den önce Belgrad geldi: “Önce Belgrad'a karşı kanlı bir askeri operasyon yürütüldü, hiçbir BM Güvenlik Konseyi onayı olmadan.” Bu sözler, yalnızca NATO'nun 1999'daki Yugoslavya müdahalesine bir gönderme değil, aynı zamanda Avrupa'daki jeopolitik dengelerin değiştiğine dair güçlü bir işaretti. Son aylarda Macaristan Başbakanı Viktor Orbán'ın siyasi düşüşü, Avrupa Birliği içindeki güç dengesini yeniden şekillendirirken, bu değişim Sırbistan'ın geleceğini de derinden etkiliyor.
Orbán'ın Düşüşü ve Sırbistan'a Etkisi
Viktor Orbán, on yıldan uzun süredir Avrupa'nın en tartışmalı liderlerinden biriydi. Otokratik eğilimleri, göçmen karşıtı politikaları ve Rusya ile yakın ilişkileri, Brüksel ile sürekli gerilim yaşamasına neden oldu. Ancak 2024'te patlak veren bir dizi skandal, Macaristan'da iktidarını kökten sarsmıştı. Yolsuzluk iddiaları, ekonomik kriz ve AB fonlarının dondurulması, Orbán'ı istifa noktasına getirdi. Bu siyasi deprem, sadece Budapeşte'de değil, Belgrad'da da hissedildi.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, yıllardır Orbán ile güçlü bir ittifak kurmuştu. İkili, Avrupa Birliği'ne entegrasyon sürecinde birbirlerini desteklemiş, Batı ile Doğu arasında denge kurmak için ortak stratejiler geliştirmişti. Orbán'ın düşüşü, Vučić'in en önemli müttefiklerinden birini kaybetmesi anlamına geliyor. Bu durum, Sırbistan'ın AB üyelik müzakerelerinde elini zayıflatabilir; zira Orbán, Batı Balkanlar'ın genişleme sürecinde en sesli destekçilerden biriydi.
Avrupa ve Bölgesel Dengelerde Yeni Dönem
Orbán'ın yokluğunda, Avrupa Birliği'nde otoriter eğilimlere karşı daha sert bir tutum sergileniyor. Bu durum, Sırbistan'ın AB ile ilişkilerinde daha fazla baskı hissetmesine yol açabilir. Özellikle Kosova'nın statüsü konusundaki anlaşmazlık, Sırbistan'ın AB sürecinde en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. Brüksel, Belgrad'ın Kosova ile normalleşme anlaşmasını uygulamasını istiyor; ancak Vučić, iç politikada milliyetçi tabanına bu adımı attırmakta zorlanıyor.
Öte yandan, Rusya'nın Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile ilişkilerinin bozulması, Sırbistan'ı zor bir konuma sokuyor. Belgrad, AB üyeliği hedefini sürdürürken, Rusya ile geleneksel bağlarını da korumaya çalışıyor. Orbán'ın düşüşü, bu hassas dengeyi daha da karmaşık hale getirdi. Avrupa'da Rusya yanlısı olarak görülen seslerin azalması, Sırbistan'ın Moskova ile ilişkilerini ayrıca ele almasını gerektiriyor.
Bölgesel olarak bakıldığında, Orbán'ın düşüşü yalnızca Sırbistan'ı değil, tüm Batı Balkanlar'ı etkileyecek bir gelişme. Macaristan, bölge ülkelerinin AB üyeliği için lobi yapan önemli bir aktördü. Bu desteğin ortadan kalkması, genişleme sürecini yavaşlatabilir ve bölgedeki demokratik reformları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Avrupa'da artan sağ popülizm dalgasında bir kırılma yaşanması, benzer ideolojilere sahip Sırbistan'daki bazı partiler üzerinde de etkili olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye açısından da önemli sinyaller taşıyor. Türkiye, Batı Balkanlar'da ekonomik ve diplomatik nüfuzunu artıran bir aktör; Sırbistan'da yaşanan bu değişim, Ankara ile Belgrad arasındaki ilişkileri doğrudan etkileyebilir. Vučić, denge arayışında Türkiye gibi bölgesel güçlere daha fazla yönelebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Kosova ile Sırbistan arasındaki diyalogda arabuluculuk rolü üstlenme potansiyeli, bu yeni dönemde artabilir. AB'nin Batı Balkanlar'da otoriter yönetimlere karşı daha sert olması, Türkiye'nin bölgede alternatif bir iş birliği çerçevesi sunmasını da mümkün kılabilir. Genel olarak, Avrupa'daki bu güç kayması, Türkiye'nin bölgesel stratejisinde hem fırsat hem de riskler barındırıyor.