Bu ay Kenya'nın Mombasa kentinde düzenlenen Our Ocean Konferansı'nda (Okyanusumuz Konferansı), çevre aktivistleri, okyanus koruma çabalarının başarıya ulaşması için hükümetlerin yeni açık deniz petrol ve doğal gaz projelerine izin vermeyi durdurması gerektiği uyarısında bulundu. Ancak konferansın sonuç bildirgesi, artan küresel enerji talebi ve jeopolitik gerilimler gölgesinde sürdürülen açık deniz fosil yakıt arayışına yönelik herhangi bir taahhüt içermiyor. 2014'ten bu yana düzenlenen konferans, okyanus koruma alanında uluslararası işbirliğini artırmayı hedefliyor; ancak bu yılki zirve, iklim değişikliğiyle mücadele ile enerji güvenliği arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi.
Artan Açık Deniz Petrol ve Gaz Arayışı
Küresel enerji krizi ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan arz sıkıntıları, birçok ülkeyi yeni fosil yakıt kaynakları aramaya yöneltti. Özellikle Afrika kıyıları, Guyana ve Brezilya açıkları gibi bölgelerde yeni petrol ve gaz sahaları keşfedilirken, bu projelerin okyanus ekosistemleri üzerindeki etkisi büyük endişe yaratıyor. Bilim insanları, açık deniz sondaj faaliyetlerinin deniz canlılarına zarar verdiğini, petrol sızıntıları riskini artırdığını ve küresel ısınmayı hızlandırdığını vurguluyor. Konferans öncesinde bir araya gelen sivil toplum kuruluşları, hükümetlere “yeni açık deniz fosil yakıt projelerine moratoryum” çağrısı yapmıştı; ancak bu çağrı sonuç bildirgesinde yer bulamadı.
Bölgesel ve Küresel Boyutu
Konferansa ev sahipliği yapan Kenya, Doğu Afrika'da açık deniz petrol arama çalışmalarını sürdürürken, Tanzanya ve Mozambik gibi komşu ülkeler de büyük gaz rezervlerini işletmeye hazırlanıyor. Bu durum, bölgede ekonomik kalkınma ile çevre koruma arasında bir denge kurma ihtiyacını ortaya koyuyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, küresel anlamda açık deniz petrol ve gaz üretimi 2030'a kadar yüzde 30 artabilir. Bu eğilim, 2015 Paris İklim Anlaşması hedefleriyle çelişiyor. Uzmanlar, okyanusların karbon yutak kapasitesinin azaldığına dikkat çekerken, yeni fosil yakıt projelerinin iklim krizini derinleştireceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon arama faaliyetleriyle bu küresel tartışmanın bir parçası konumunda. Okyanus koruma konferanslarında alınan kararlar, uluslararası kamuoyunda deniz yetki alanları ve enerji politikalarına ilişkin farkındalığı artırıyor. Türkiye'nin Mavi Vatan doktrini çerçevesinde yürüttüğü sondaj çalışmaları, çevresel etkileri nedeniyle eleştirilebilir. Ancak Türkiye, enerji ithalatına bağımlı bir ülke olarak kendi kaynaklarını geliştirme stratejisini sürdürecektir. Bu nedenle, Türkiye'nin iklim hedefleri ile enerji güvenliği arasında bir denge kurması ve çevresel duyarlılığı gözeten bir yaklaşım benimsemesi önem taşıyor.