Japon denizcilik devi NYK Line'ın CEO'su Takaya Soga, Orta Doğu'daki artan jeopolitik gerilimlerin deniz ticaret yollarını tehdit etmesi üzerine şirketin alternatif rota stratejilerini hızlandırdığını açıkladı. Bloomberg'e özel bir röportaj veren Soga, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı geçişlerinin riskli hale gelmesi nedeniyle Ümit Burnu rotasına yöneldiklerini, ancak bu durumun maliyetleri ve teslim sürelerini önemli ölçüde artırdığını belirtti. NYK, dünyanın en büyük konteyner ve dökme yük taşımacılığı şirketlerinden biri olarak küresel tedarik zincirinin kritik bir halkasını oluşturuyor. Şirketin bu açıklamaları, İran-İsrail çatışmasının küresel deniz ticaretine etkisinin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Gelişmenin arka planı: Kızıldeniz'de artan riskler
İran ile İsrail arasındaki doğrudan çatışma ihtimali, Husi militanlarının Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasına neden oldu. Husiler, İsrail'e destek verdiği gerekçesiyle bölgeden geçen gemileri hedef alıyor. Bu saldırılar, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği Süveyş Kanalı-Babülmendeb hattını fiilen tehlikeli hale getirdi. NYK gibi büyük denizcilik şirketleri, güvenlik endişeleri nedeniyle gemilerini Afrika'nın güney ucundaki Ümit Burnu'na yönlendirmek zorunda kaldı. Bu rota değişikliği, Singapur ile Rotterdam arasındaki bir yolculuğu yaklaşık 3 bin deniz mili ve 7-10 gün uzatıyor. Soga, röportajında bu durumun yakıt maliyetlerini artırdığını, karbon emisyonlarını yükselttiğini ve müşterilerine verdikleri taahhütleri zorlaştırdığını ifade etti.
NYK, sadece konteyner taşımacılığında değil, enerji sektöründe de kritik bir oyuncu. Şirket, LNG gemileri ve petrol tankerleri işletiyor. Orta Doğu'dan Japonya'ya ve diğer Asya ülkelerine yapılan enerji sevkiyatları da bu çatışmadan doğrudan etkileniyor. Soga, enerji güvenliğinin sağlanması için farklı güzergahların yanı sıra, Orta Doğu'ya alternatif tedarik kaynaklarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. NYK'nın bu krizden çıkış için yatırım yaptığı alanlar arasında, daha güvenli ve kısa rotalar sunan Orta Koridor (Türkiye üzerinden geçen hat) gibi projelere verdiği destek öne çıkıyor. Ancak bu koridorun da kapasite ve altyapı açısından henüz Süveyş Kanalı'nın yerini alabilecek düzeyde olmadığı biliniyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Tedarik zinciri krizi derinleşiyor
NYK'nın açıklamaları, küresel deniz ticaretinin ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu hatırlatıyor. Pandemi döneminde yaşanan tedarik zinciri krizlerinin ardından, şimdi de jeopolitik çatışmalar lojistik maliyetlerini yeniden tırmandırıyor. Uzmanlar, Süveyş Kanalı'ndan geçen ticaretin hacminin yüzde 40'tan fazla azaldığını tahmin ediyor. Bu durum, Avrupa ve Asya arasındaki ticaretin maliyetlerini artırırken, özellikle Asya'dan Avrupa'ya yönelik ihracatın zamanında teslim edilmesi noktasında ciddi aksaklıklara yol açıyor. Dünya Ticaret Örgütü, bu güzergah değişikliklerinin küresel ticaret büyümesini bu yıl için 0,2 ila 0,5 puan arasında düşürebileceği uyarısında bulundu. Küresel enflasyonla mücadele eden merkez bankaları için bu zaten kötü bir haber. NYK gibi devlerin maliyetleri, taşıma ücretlerine yansıyarak dünya genelindeki tüketicilerin karşılaştığı fiyat artışlarını tetikliyor.
Ayrıca, çatışmanın bir diğer boyutu da sigorta primlerindeki artış. Kızıldeniz'deki riskler nedeniyle, savaş riski sigortası Nisan ayında rekor seviyelere ulaştı. NYK gibi şirketler bu ek maliyetleri de taşıma ücretlerine dahil etmek durumunda kalıyor. Soga, çözüm için diplomatik girişimlerin önemine dikkat çekerken, şirket olarak kendi risk yönetim stratejilerini geliştirdiklerini ve farklı senaryolar üzerinde çalıştıklarını ifade etti. Bu senaryolardan biri de, gemilerin daha küçük partiler halinde farklı limanlardan sevk edilmesi gibi esnek lojistik modellerinin devreye alınması. Denizcilik sektörünün bu yeni normale uyum sağlaması uzun vadede küresel ticaret alışkanlıklarını dönüştürebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret için stratejik bir köprü konumunda. NYK'nın Orta Koridor'a verdiği önem, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme. Süveyş Kanalı'na alternatif olarak Orta Koridor'un giderek daha fazla öne çıkması, Türkiye'nin lojistik üssü olma hedefine katkı sağlayabilir. Ancak bu koridorun etkinliği, demiryolu ve kombine taşımacılık altyapısının geliştirilmesine bağlı. Türkiye’nin bu alanda yapacağı yatırımlar, küresel ticaretteki bu yönelimden en fazla faydayı sağlamasına neden olabilir. Öte yandan, Orta Doğu'daki çatışmanın Türkiye'nin enerji güvenliği riskini de artırdığı unutulmamalı. Türkiye, enerji ithalatının önemli bir kısmını Orta Doğu'dan gerçekleştiriyor; bu nedenle petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki olası yükselişler Türkiye ekonomisi üzerinde olumsuz etkiye sahip olabilir. Türk hükümeti ve özel sektörün, NYK'nın sinyallerini dikkate alarak bölgesel lojistik alternatiflerine yönelmesi gerekiyor.