Nijerya ile Sahel bölgesindeki askeri yönetimler arasında derinleşen diplomatik uçurum, bölgede ortak bir güvenlik tehdidi oluşturan cihatçı gruplara karşı yürütülen mücadeleyi her geçen gün daha da karmaşık hale getiriyor. Sahra Altı Afrika'nın en büyük ekonomisi olan Nijerya ile Mali, Burkina Faso ve Nijer'deki askeri cuntalar arasındaki ilişkiler, özellikle son aylarda artan karşılıklı suçlamalar ve güven ihlalleri nedeniyle kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Bu kopuş, sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda bölgesel iş birliği mekanizmalarını da olumsuz etkiliyor ve terörle mücadelede ortak stratejilerin uygulanmasını engelliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Nijerya ile Sahel ülkeleri arasındaki gerilimin kökenleri, 2020'den bu yana Mali, Burkina Faso ve Nijer'de gerçekleşen askeri darbelere dayanıyor. Bu ülkelerde yönetimi ele geçiren cuntalar, başta Fransa olmak üzere Batılı ülkelerle ilişkilerini keserek Rusya'ya yöneldiler. Nijerya ise demokratik yönetim anlayışını benimseyerek Batı ile iş birliğini sürdürdü. Bu ideolojik ayrışma, bölgesel örgütlerde (örneğin ECOWAS) ve çokuluslu güvenlik girişimlerinde (örneğin Çokuluslu Görev Gücü - MNJTF) tıkanmalara yol açtı.
Özellikle Nijer'deki cuntanın, Nijerya sınırındaki bölgelerde faaliyet gösteren Boko Haram ve ISWAP gibi terör örgütlerine karşı yeterince etkin mücadele etmemesi, Nijerya tarafında ciddi rahatsızlık yaratıyor. Nijerya, bu grupların Sahel'deki kaos ortamından faydalanarak güneye sızarak kendi topraklarını tehdit ettiğini belirtiyor. Buna karşılık, Sahel ülkeleri Nijerya'yı, kuzey sınırlarındaki terörle mücadelede yeterli kararlılığı göstermemekle ve bölgesel iş birliğini engellemekle suçluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu diplomatik kriz, bölgesel iş birliği mekanizmalarını felç etmiş durumda. Örneğin, ECOWAS'ın Nijer'e yönelik yaptırım kararlarına Nijerya'nın öncülük etmesi, Sahel ülkeleriyle arasındaki uçurumu daha da derinleştirdi. Nijer, Burkina Faso ve Mali, ECOWAS'tan ayrılma kararı alarak kendi aralarında İttifak Devletleri Konfederasyonu'nu kurdular. Bu yapılanma, bölgesel güvenlik mimarisini bölerek terör örgütlerinin hareket alanını genişletti.
Küresel güçlerin bölgeye yönelik yaklaşımları da bu tabloyu karmaşıklaştırıyor. Rusya'nın bölgedeki etkisi artarken, Fransa'nın askeri varlığı azalıyor. Nijerya, Batılı müttefikleriyle olan ilişkilerini sürdürürken, Sahel ülkeleri Rusya ile askeri iş birliğini derinleştiriyor. Bu durum, bölgede bir 'proxy' çatışma zemini oluşturma riskini taşıyor. Ayrıca, Libya'daki istikrarsızlığın yanı sıra iklim değişikliğinin yol açtığı kuraklık ve göç hareketleri, güvenlik krizini daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nijerya ve Sahel arasındaki bu güvenlik açmazı, Türkiye'nin Afrika'daki stratejik çıkarlarını doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. Ankara, hem Nijerya ile hem de Sahel ülkeleriyle ikili ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, bu ülkeler arasındaki kriz, Türkiye'nin bölgedeki denge politikasını zorlayabilir. Türkiye, askeri ve istihbarat iş birliği alanlarında Nijerya ile yakın ilişki içindeyken, Sahel ülkeleriyle de savunma sanayii anlaşmaları imzalamıştır. Bu nedenle Ankara'nın, taraflar arasında arabuluculuk rolü üstlenerek bölgesel istikrara katkı sağlaması, hem Türkiye'nin Afrika'daki etkinliğini artırabilir hem de terörle mücadelede ortak bir zemin bulunmasına yardımcı olabilir. Ancak bu süreçte Rusya'nın bölgedeki artan nüfuzu, Türkiye'nin manevra alanını daraltabilecek bir faktör olarak öne çıkıyor.