Nijerya'nın kuzeyindeki Zamfara eyaletinde, yasadışı madencilik suçlamasıyla gözaltına alınan 37 madenci, polis nezaretinde hayatını kaybetti. Olay, ülke genelinde öfkeye ve protestolara neden oldu. Hayatta kalan bir madenci, The New York Times'a yaptığı açıklamada, düzinelerce kişinin tek bir hücreye tıkıldığını, neredeyse hiç havalandırma, yiyecek ve su verilmediğini belirtti. Nijerya polisi olayla ilgili soruşturma başlattığını duyurdu ancak henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Olayın Arka Planı
Zamfara, Nijerya'nın altın rezervleriyle bilinen ancak yasadışı madencilik faaliyetlerinin yoğun olduğu bir bölgesi. Son yıllarda artan altın fiyatları, bölgede kaçak madenciliği cazip hale getirdi. Nijerya hükümeti, yasadışı madenciliği engellemek için sık sık operasyonlar düzenliyor ve gözaltılar gerçekleştiriyor. Ancak gözaltı koşullarının kötülüğü ve yargısız infaz iddiaları uzun süredir uluslararası kuruluşların raporlarına konu oluyor.
Görgü tanıklarına göre, madenler baskın sırasında gözaltına alınan 37 kişi, Zamfara'daki bir polis karakolunda tutuldu. Hücrelerin aşırı kalabalık olduğu, mahkumların yerde uyumak zorunda kaldığı ve temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı belirtiliyor. Hayatta kalan madenci, "Nefes almakta zorlanıyorduk, su istedik ama bize su verilmedi. Bazıları baygınlık geçirdi, sabah kalktığımızda çoğu ölmüştü" ifadelerini kullandı.
Olayın duyulması üzerine yüzlerce kişi başkent Abuja'da ve Zamfara'da sokaklara döküldü. Protestocular, polis şiddetine ve gözaltı koşullarına son verilmesini istedi. Gösteriler sırasında polis ile protestocular arasında gerginlik yaşandı; polis göz yaşartıcı gaz kullandı. İnsan hakları örgütleri, olayın bağımsız bir şekilde soruşturulması çağrısında bulundu. Uluslararası Af Örgütü, "Bu trajedi, Nijerya'da polis gözaltılarının ne kadar ölümcül olabileceğini gösteriyor" açıklamasını yaptı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Nijerya, Afrika'nın en kalabalık ülkesi ve en büyük ekonomisi. Ancak yolsuzluk, zayıf yönetişim ve güvenlik sorunları ülkeyi uzun süredir etkiliyor. Polis şiddeti ve kötü gözaltı koşulları, Nijerya'da sistematik bir sorun olarak görülüyor. 2020'deki #EndSARS protestoları, polis vahşetine karşı kitlesel bir hareket haline gelmişti. Bu son olay, o dönemdeki taleplerin hala karşılanmadığını gösteriyor.
Uluslararası toplum, Nijerya'daki insan hakları ihlallerine karşı zaman zaman tepki gösteriyor ancak ekonomik çıkarlar ve bölgesel istikrar kaygıları nedeniyle genellikle yaptırım uygulamaktan kaçınıyor. Nijerya, Batı Afrika'da terörle mücadelede önemli bir müttefik. Bu nedenle ABD ve Avrupa ülkeleri, Nijerya hükümetine yönelik eleştirilerinde temkinli davranıyor. Ancak sivil toplum kuruluşları ve muhalefet, bu tür olayların hesap sorulmadan kalmasının daha fazla şiddete yol açtığını savunuyor.
Olayın ardından Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu'nun bir açıklama yapıp yapmayacağı merak ediliyor. Hükümetin olayı örtbas etmeye çalışacağı yönünde endişeler var. Bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulması ve sorumluların yargılanması çağrıları giderek artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nijerya'daki bu trajedi, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da Afrika'daki istikrarsızlık ve insan hakları ihlalleri, Türkiye'nin kıtadaki ekonomik ve diplomatik çıkarlarını dolaylı yoldan etkiliyor. Türkiye, son yıllarda Afrika'da etkinliğini artırmaya çalışıyor; Nijerya ise Türk müteahhitlik firmaları ve ticaret için önemli bir pazar. Ülkede artan huzursuzluk ve güvenlik sorunları, Türk yatırımlarını riske atabilir. Ayrıca, Batı'nın Nijerya'ya yönelik eleştirilerinde takındığı çifte standart, Türkiye'nin uluslararası platformlarda sık sık dile getirdiği bir konu. Türkiye, insan hakları ihlallerine karşı evrensel bir tutum alınması gerektiğini savunurken, aynı zamanda bölgesel istikrarı da gözetmek durumunda.