Küresel finans sisteminin en büyük merkez bankaları, 2008 küresel finans krizi ve Covid-19 pandemisi sırasında uyguladıkları niceliksel gevşeme (QE) programlarıyla şişirdikleri bilançolarını küçültme sürecinde beklenmedik zorluklarla karşılaşıyor. ABD Merkez Bankası (Fed), Avrupa Merkez Bankası (ECB), Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) gibi kurumlar, piyasalara milyarlarca dolar, euro ve yen enjekte ederek ekonomileri desteklemişti. Ancak şimdi bu genişlemeyi geri çevirmek, sanıldığı kadar kolay olmayabilir. Uzmanlar, merkez bankası bilançolarının önümüzdeki yıllarda da tarihsel olarak yüksek seviyelerde kalacağını öngörüyor.
Niceliksel Gevşemenin Arka Planı ve Bilanço Büyümesi
Niceliksel gevşeme, merkez bankalarının kısa vadeli faiz oranlarını sıfıra yakın seviyelere indirdikten sonra daha fazla parasal teşvik sağlamak amacıyla devlet tahvilleri ve diğer finansal varlıkları satın alması anlamına geliyor. Bu politikalar ilk olarak 2008 finansal krizinde Fed tarafından agresif bir şekilde kullanıldı; ardından ECB, BoE ve BoJ da benzer adımlar attı. Pandemi döneminde ise merkez bankaları bilançolarını daha da genişleterek piyasalara likidite sağladı ve ekonomik çöküşü engelledi. Örneğin, Fed'in bilançosu 2008 öncesinde 900 milyar dolar civarındayken, 2022'de 9 trilyon doları aşmıştı. ECB'nin bilançosu da 8 trilyon euroyu buldu. Bu genişleme, düşük faiz ortamında hükümetlerin borçlanma maliyetlerini düşürdü ve varlık fiyatlarını yükselterek servet etkisi yarattı.
Ancak 2022'den itibaren enflasyonun küresel çapta yükselmesiyle merkez bankaları sıkılaştırma politikalarına yöneldi. Faiz oranları artırılırken, bilanço küçültme (niceliksel sıkılaştırma) süreci başlatıldı. Fed, tahvil varlıklarını azaltmaya başladı; ECB ise daha temkinli bir yol izledi. Fakat piyasalar üzerindeki etkilerin sınırlı kalması ve ekonomik büyümenin yavaşlaması, merkez bankalarını bilanço küçültmede yavaşlamaya itti. Özellikle 2023'teki bankacılık krizi (Silikon Vadisi Bankası ve Credit Suisse vakaları) likidite ihtiyacını artırdı ve merkez bankaları tekrar genişleyici adımlar atmak zorunda kaldı. Bu durum, bilançoların kalıcı olarak büyük kalacağına dair beklentileri güçlendirdi.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Gelişmekte Olan Piyasalar Üzerindeki Etkiler
Merkez bankası bilançolarının büyük kalması, küresel likidite bolluğunun devam edeceği anlamına geliyor. Bu durum, gelişmekte olan ülkeler için karışık sonuçlar doğuruyor. Bir yandan düşük küresel faiz oranları ve bol likidite, bu ülkelere sermaye girişini teşvik ederek ekonomik büyümeyi destekleyebilir. Ancak diğer yandan, ani sermaye çıkışları ve kur dalgalanmaları riski her zaman mevcut. Özellikle Fed'in politikalarındaki belirsizlik, gelişmekte olan piyasalarda volatiliteyi artırıyor. Son dönemde Fed'in faiz indirimlerine başlaması, küresel risk iştahını artırsa da jeopolitik gerilimler (Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar) ve ticaret savaşları (ABD-Çin) bu olumlu havayı gölgeleyebilir.
Ayrıca, merkez bankalarının bilançolarını küçültememesi, gelecekteki krizlere müdahale kapasitesini sınırlayabilir. Zira bilançolar zaten şişkin olduğu için yeni bir QE turu başlatmak siyasi ve ekonomik açıdan daha zor olacaktır. Bu da merkez bankalarının "son kredi mercii" rolünü zayıflatabilir. Öte yandan, uzun süreli düşük faiz ortamı ve likidite bolluğu, varlık balonları ve gelir eşitsizliği gibi yapısal sorunları derinleştirebilir. Nitekim son yıllarda hisse senedi ve gayrimenkul fiyatlarındaki aşırı yükseliş, bu endişeleri artırmış durumda.
Japonya gibi bazı ülkelerde ise bilanço küçültme neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. BoJ, uzun yıllardır devam eden deflasyonla mücadele için agresif QE uyguladı ve bilançosu GSYH'nin %130'una ulaştı. Faiz oranlarını negatif bölgede tutan BoJ, şimdi enflasyonun yükselmesiyle zor bir denge kurmaya çalışıyor. Benzer şekilde ECB de özel sektör tahvilleri ve kamu borçlarını satın alarak bilançosunu büyüttü; ancak euro bölgesindeki farklı ekonomik koşullar (Almanya'nın tasarruf fazlası, İtalya'nın yüksek borcu) nedeniyle homojen bir politikayı sürdürmekte zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel merkez bankalarının bilançolarını büyük tutma eğilimi, Türkiye ekonomisi için hem fırsat hem de risk anlamına geliyor. Bol küresel likidite, Türkiye'ye yabancı sermaye girişini artırarak cari açığın finansmanını kolaylaştırabilir ve TL üzerindeki baskıyı hafifletebilir. Ancak Fed ve ECB'nin politikalarındaki belirsizlik, ani sermaye çıkışlarına yol açarak kur ve faiz dalgalanmalarını tetikleyebilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kendi para politikasını belirlerken küresel likidite koşullarını yakından izlemek zorunda. Özellikle Fed'in faiz indirimleri, TL'de değerlenme baskısı yaratabilir ve ihracat rekabet gücünü azaltabilir. Öte yandan, uzun süreli düşük faiz ortamı, Türkiye'nin dış borç çevrimini kolaylaştırabilir. Ancak yapısal reformlar ve makroekonomik istikrar sağlanmazsa, küresel likidite bolluğu kalıcı bir rahatlama getirmez. Türkiye'nin enflasyon ve cari açık sorunlarını çözmek için iç tasarrufu artırması ve üretim kapasitesini güçlendirmesi gerekiyor.